27 Şubat 2014 Perşembe

Cassandra Clare - Cehennem Makineleri Serisi



      Ölümcül Oyuncaklar serisinin yan serisi olan Cehennem Makineleri başlı başına bizi etkilemekle kalmıyor ana seri ile ilgili duygularımızı çürütüyor. Bundan kastım şudur sevgili okurlar: Her ne kadar Ölümcül Oyuncaklar'ı okuduktan sonra içimden bundan daha iyisi yazılamaz dediysem de hemen arkasından Cehennem Makineleri'ni okuyunca ağzım açık kaldı. Evet, Cassandra Clare kendiyle ilgili olan tezimi sonunda kadar çürüttü. Kendisini sık sık yaptığım gibi alkışlamadan duramıyorum açıkçası.
     Henüz seriyi tamamlayamamış olsam da ( Mekanik Melek ve Mekanik Prens'i okudum ama Mekanik Prenses'i henüz alamadığım için okuyamadığım. Ne kadar mutsuz olduğumu siz tahmin edin artık.)
ona mükemmel demek zor değil. Etkileyici, baştan çıkarıcı ve daha birçok şey. Bu seri hakkında ne kadar şey söylesem az. Mekanik Melek ve Mekanik Prens'in konularını üstlerine tıklayarak okuyabilirsiniz.
    Cehennem Makineleri'ni daha çok sevmemin nedenlerine gelince şöyle sıralayabilirim:

1) Ölümsüz Oyuncaklar günümüzde geçiyorken Cehennem Makineleri 1800'lü yıllarda geçmekte. Geçmiş beni her zaman etkilemiş, kendine çekmiştir zaten. Tüm geçmiş diyemem tabi ki ama özellikle 18. ve 19. yüzyıla karşı büyük bir sempatim var. Dolayısıyla bir tık daha ön planda.
2) Ahh... Aşk üçgenleri her zaman ilgimi çekmiştir. Ölümcül Oyuncaklar'da bol bol aşk olduğu inkar edilemez ama orada herkes kendi aşkında meşkinde. Cehennem Makineleri'nde ise tam bir aşk çıkmazı var. Ana karakterlerimizden Tessa'ya gönlünü kaptıran Gölge Avcıları Will ve Jem'den bahsediyorum. Bu kadarı yetmezmiş gibi Tessa'da bu aşkta kararsız. Yani kendisi Will'e daha yatkın olsa da Jem'i de sevdiğini asla inkar edemiyor. Hatta 2. kitabın sonunda yaptığı şey ne o! BIG SPOILER! Tessa şu an karşımda olsa var ya! Ve Jem!


3) Will...William...Will...William Herondale... Yani kısacası Will'in ta kendisi. O simsiyah saçlar, laciverte kaça mavi gözler, o ten... Allahım sanki kitabı okurken Will de geçip karşımda oturmuş da ben onu görmüşüm de ilk görüşte aşık olmuşum sanki. Ama öyle ama :D 
4) Fantastik romanlar genelde günümüzde geçer. 1. maddede de belirttiğim gibi bu serinin 1800'lerde geçmesi kendisi için bir artı. Ama geçtiği dönemin atmosferini yazarın bize çok iyi bir şekilde yansıtıp, sanki tarihi bir roman okuyormuşuz tadı vermesi de cabası. 
5) Tamam Jace ve Clary fena değil, tamam Isabelle ve Simon da idare eder, tamam Alec'e bayılıyorum ama tüm bu kişilere rağmen Cehennem Makineleri'ndeki kişiler bana daha sıcak geliyor. Charlotte olsun, Sophie olsun, Will, Tessa ve Jem'i saymama gerek bile yok zaten.
6) Ölümcül Oyuncaklar serisinde Gölge Avcıları haricinde de birçok türle karşı karşıyayız ama kitabın Gölge Avcılarını överken diğer türleri el üstünde tuttuğu söylenemez. Tüm ana karakterler Gölge Avcısı. ( Magnus ve Simon'ı saymıyorum.) Cehennem Makineleri'nde ise ana karakterlerin çoğunluğunu Gölge Avcıları oluşturuyor olsa da esas kızımız Tessa Gray üzerinde herhangi bir iz taşımıyor olsa da İblis Efendisi. ( Öyle değil mi? Tahminimce son kitapta türü belli oluyordur ama ben henüz okumadığım için :( )
7) Ayyyy...Daha ne istiyorsunuz acaba?! Alıp okuyun işte mükemmelliğinin farkına varamadınız mı hala?! :P

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar Serisi


Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Fallen Angels
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #4
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  496
Baskı Yılı:      2013


Birkaç gün önce Ölümcül Oyuncaklar serisini okuduğumu belirterek ilk üç kitabı ( Kemikler Şehri, Küller Şehri, Camlar Şehri) hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. O yazımda da belirttiğim gibi ben bu seriye bayıldım kesinlikle. Araya başka herhangi bir kitap sokmadan serinin tamamını okudum. Bir solukta okuduğumu belirtmeme gerek yok sanırım :) 
Şunu net olarak söyleyebilirim ki: Bu seriye geç kalmışım. Kitapçıya her gidişimde gözüme çarptıkları halde onlara sırtımı döndüğüm için çok pişmanım. Ama bir yandan da bu iyi bir şey. Çok daha önce alıp okumuş olsaydım bu seriyi 6. kitabı çok daha uzun bir süre beklemek zorunda kalacaktım ki kitap Türkiye'de ne zaman çıkacak hiçbir fikrim yok.



Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Lost Souls
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #5
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  636
Baskı Yılı:      2014


(Malum uzun  süredir doğru düzgün blogla ilgilenemedim. Ve bu sürede birçok kitap okudum. Dolayısıyla hepsi hakkında ayrı ayrı yazı yayımlamaya kalkarsam bu çok uzun bir süre alır ve açıkçası ben okuduğum bütün kitaplar hakkında yazmak istiyorum. Dolayısıyla serileri bir bütün olarak ele alacağım. Zaten seri içerisindeki kitapları üst üste ve kısa bir sürede okunduğu zaman "hangi kitapta ne oluyordu" diye kafanız karışıyor.)

Heyecanın gittikçe yükseldiği bu seride 4. ve 5. kitabın benim için daha özel olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni daha iyi olmaları değil kesinlikle, serinin tüm kitapları aynı mükemmellikte. Onların daha özel  olduklarını söylememin nedeni, ilk üç kitaba oranlara içeriğinde çok daha fazka Alec - Magnus, Isabel - Simon ilişkililerini bulunduruyor olmaları. Seriyle ilgili ilk yazımı okuyanlar zaten bilir, kendisi eşcinsel olsa da, Alec karakterine karşı özel bir ilgim var. Kendisi benim için Jace'de daha ön planda. Tabi Will'e kadar böyle olduğunu söylemeliyim. Will tüm bakış açımı değiştirdi. ( Evet Will. Bu seride de birçok kez adı geçti ama kendisini asıl bu serinin yan serisi olan Cehennem Makineleri'nden tanıyoruz. Cehennem Makineleri serisinin ilk iki kitabını bitirdim. Onlarla ilgili yazımı da en kısa süre içerisinde yayınlayacağım. Tabi ki o yazımda William'dan bol bol söz edeceğiz.)

Kurgu açısından ilk üç kitaba göre daha mı iyiler? diye soracak olursanız. Bana göre tartışmasız en iyi kurguya sahip kitap 3. kitap olan Camlar Şehri idi. Benimle hemfikir olan birçok okur olduğuna da eminim. Tabi bunun nedenlerinden biri kitabın Alicante'de geçiyor olması olabilir. (Kitabı okumamış olanlar için Idrıs - Alicante Gölge Avcıları'nın ana vatanı.)
Bağımlılık yapan serilerden olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Seriyi bitirdiğinizde büyük bir boşluk hissedecek gözleriniz başka kitaplarda, gönlünüz yollarda 6. kitabı bekleyeceksiniz. Yani kesinlikle okunması gereken bir seri. Özellikle bağlanma sorunu yaşayanlar için asdfg :) Bazen her şeye rağmen bir şeylere bağlanmak ister insan. Ama son kez uyarmadan da edemeyeceğim. Bu seriyi okuduktan sonra aynen şu durumda olacaksınız! Aşağı lütfen.


Yani kısacası sevgili okurlar, bırakın beni ve seriyi okumak için koşun! Son olarak da Cassandra Clare'e bir alkış! Vayy bee cidden :D










PuCCa - Küçük Aptalın Büyük Dünyası / Ve Geri Kalan Her Şey



   Uzun, yorucu ve stresli bir gün geçirdiyseniz, hiçbir şeyin sizi rahatlatamayacağını düşünüyorsanız yapmanız gereken şey basit. Koltuğunuza oturun, kahvenizi yudumlayın ve PuCCa okumaya başlayın. Çünkü oldukça rahatlarken bir yandan da gülme krizlerine girecek, bazen sinirlenecek bazen de sövmeye engel olamayacaksınız.
   Hadi amaaa....Bu kitap bana ne katacak ki dediğinizi buradan duyabiliyorum. Sonuçta bu bizim beynimizde olan bir şey. Kendine bir şey katıp katamamak senin elinde.
   Ben sevdim açıkçası. Kendime bir şeyler katabildim mi? Evet. Belki çok önemli sayılabilecek bir bilgi vermiyor bu kitap bize. Ama PuCCa'nın yanlışlarından kendi doğrularımızı çıkartabiliyoruz.







    PuCCa'nın otobiyografisini okumak sandığınızdan daha eğlenceli olacak. Benim oldukça sıradan olan hayatıma oranla gerçekten renkli bir hayatı olduğunu söyleyebilirim. Benim hayatıma renk kattı mı bu kitap? Birkaç saat için evet. Son olarak şunu söyleyebilirim: İnatla bu kitabın size bir şey katmayacağını düşünüyorsanız unutmayın ki sizden alacağı bir şey de yok!

18 Şubat 2014 Salı

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar #Kemikler Şehri #Küller Şehri #Camlar Şehri

Bu seri diğer hiçbir seriye benzemiyor!
Gerçekten de bu serinin diğer serilerle alakası yok. Önümüze vampirleri, kurtadamları, iblisleri ya da zaman yolcuları gibi bilindik türleri sürmüyor. Tabi hepsi kitabın içerisinde mevcut (zaman yolcuları hariç) ama bizi bizden alan bunlardan hiçbiri değil. Bizim için yeni bir tür, yeni bir başlangıç: Gölge Avcıları.
Yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor.
Serinin ilk kitabı Kemikler Şehri daha ilk sayfalarında sizi kendisine bağlıyor. Bunu sağlaması da zor olmuyor gerçi. Sonuçta bize yepyeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Gölge Avcıları, İblis Efendileri, Unutulmuşlar ile tanışıyor, Vampirler, Kurtadamlar ve Perilerin çok daha farklı yüzleriyle karşı karşıya geliyoruz.
Ölümcül Oyuncaklar ile yetişkinler için kurulan Oyuncak Dünya
Serinin bize kapılarını araladığı dünyaya bir bakış atmaya gelirsek: On beş yaşındaki Clary Fray, New York'ta annesi ile birlikte bütün bu dünyadan hatta kendinin ne olduğundan habersiz bir şekilde yaşamaktadır. Ta ki bir gün en yakın arkadaşı Simon ile birlikte eğlenmek için gittiği bir mekanda cinayete tanık olan tek kişi olana kadar. Gölge Avcısı üç gencin bir iblisi öldürdüğüne şahit olan Clary'nin aslında onları görmüyor olması gerek. Çünkü Gölge Avcıları istedikleri zaman sıradanlara(insanlara) görünmeme yeteneğine sahip. Hal böyle olunca onların kızın peşini bırakmasını beklememiz saçma olur. Cinayeti işleyen üç Gölge Avcısından biri olan Jace onu enstitüye götürünce Clary'ye yepyeni bir dünyanın kapıları aralanıyor. Onunla birlikte biz de bu yeni dünya hakkındaki tüm gerçekleri öğreniyoruz.
Kemikler Şehri #1

Ölümcül Oyuncaklar dünyasına ilk kitap olan Kemikler Şehri ile hızlı bir dalış gerçekleştiriyoruz. Serinin bu ilk kitabında Gölge Avcıları ve diğer türlerle tanışıyor onların dünyalarına bir seyahat düzenliyoruz. Ölümcül Oyuncaklar dünyasının kötü adamı, öldü sanılan Valentine yıllar sonra ortaya çıkmakla kalmıyor, sanki Clary, Jace ve diğerlerinin dünyalarını cehenneme çevirmeye yemin etmiş gibi hareket ediyor. Tüm olup bitenlerden sonra artık bir eve sahip olmayan Clary ise enstitüde yaşamaya başlıyor. Enstitünün kapıları zor durumda olan bütün Gölge Avcılarına açık. Ama uzun yıllardır orada yaşayan sadece birkaç kişi var. Hodge, Jace, Isabelle, Alec ve Max ile birlikte onların anne babası yaşıyor. Evet, Alec, Isabelle ve Max kardeşler.
Şahsen kitapla ilgili düşüncelerim son derece olumlu. Alec ile ilgili düşüncelerim çok daha olumlu. Eminim seriyi okuyan birçok kişinin favorisi Jace'dir. Ama benim için (özel durumda rağmen) Alec bir numara! Özellikle filmini izledikten sonra bu düşüncem daha da güçlendi. Tabi bunda Alec karakterine can veren Kevin Zegers'ın da etkisi yadsınamaz.


Küller Şehri #2


 Serinin ikinci kitabı olan Küller Şehri ile birlikte büyük savaşa bir adım daha yaklaşıyoruz. Başı bir türlü dertten kurtulmayan Jace bir türlü sıkıntılarından kurtulamıyor. Ayrıca hem Jace hem de Clary öğrendikleri gerçeklere rağmen (spoiler!spoiler!) birbirlerinden vazgeçemiyorlar. Biz de ağzımız açık bir halde onların yaşadıklarına tanık oluyoruz. Ve savaş...Bizi bizden alan bu kitabın son sayfalarında ise elimiz kalbimizde tüm bu yaşananlara tanık oluyoruz.


Camlar Şehri #3

Serinin üçüncü kitabı ile birlikte Gölge Avcılarının dünyasına tam bir dalış gerçekleştiriyoruz. Çünkü bu kitapta onların şehri Idris'e yolculuk ediyoruz. Bu sefer bildiğimiz bir ülkede değil tamamen yepyeni bir dünyaya düşsel bir yolculuk gerçekleştiriyoruz. Bir yandan harika bir atmosfere tanık olurken çok daha tehlikeli bir savaşa hazırlık yapıyoruz.
Büyük sürprizlerle de karşı karşıya kaldığımız bu kitapla birlikte maceraya kaldığımız yerden devam ediyoruz.









Macera devam ediyor!
Seri toplamda altı kitaptan oluşuyor. İlk beş kitabın Türkiye'de yayımlanmasına rağmen altıncı kitap ile ilgili henüz netleşmiş bir bilgi yok. Bende bir yandan altıncı kitabı beklerken bir yandan da dördüncü kitap olan Düşmüş Melekler Şehri ile maceraya kaldığım yerden devam ediyorum. Eğer siz de bu maceraya dalış yapmak istiyorsanız Ölümcül Oyuncaklar sizi çağırıyor.

Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri filmi


Maalesef filmle ilgili düşüncelerim pek de olumlu değil. Eğer kitabını okumadan filmini izlemiş olsaydım çok daha fazla beğenirdim. Ama kitabı okuyup kafamda karakterleri canlandırdığımda ve izleyip de umduğumla karşılaşamayınca büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Alec tamam! Ama maalesef diğer hiçbir karakter kafamdaki ile uyumlu değildi. Olsun yine de izlemek çok keyifliydi.



Ve son olarak...





10 Şubat 2014 Pazartesi

Sarah Jio - Böğürtlen Kışı


   Kitapçıya her gittiğimde elime alıp incelediğim ve her seferinde, anlayamadığım bir sebepten ötürü, rafa geri bıraktığım kitaplardan biriydi Böğürtlen Kışı. Kitabı bitirdiğim an okumak için ne kadar geç kaldığımı düşünsem de aslında ne geçti ne de erken, tam zamanıydı. Kitabı okurken yeri geldi ağladım yeri geldi şok geçirdim. (Hatta yazarın notu kısmıyla bile beni ağlatabilen bir kitap oldu.) Asla gülmedim. Gülmem de gerekmezdi zaten. Her kitap sizi gülümsetmez, bazen yaptıkları tek şey, hayatın gerçeklerini yüzünüze vurmaktır. Bu kitap da gerçekleri tüm çıplaklığıyla yüzüme vurmayı görev edinmiş nadir romanlardan biriydi. Zaman zaman sebepsiz yere ağladım, zaman zaman karakterlerle empati kurdum, onların yerine geçtim ve sahip olmadığım bir çocuğu kaybettiğim için ağladım. Bazen off çektim yazara; bana imkansız aşkı bir kez daha hatırlattığı için.
   Sakınmamış sözlerini yazar. O an içinden ne geldiyse aktarmış kağıda. Kalemini asla eğip bükmemiş, dosdoğru tutmuş. Karakterlerini mükemmelleştirmeye çalışmamış, aksine Vera'ya olabilecek tüm eziyetleri çektirmiş. Belki de pek adil davranmamış ona, gereğinden fazla yüklenmiş Vera'ya. Ama sonuçta harika bir kitap çıkarmış karşımıza.
   Her ne olursa olsun uzun zaman sonra beni ağlatabilen bir kitap okudum Sarah Jio sayesinde. Kalemine sağlık demek düşer bize.



43. SONE

       Seni nasıl seviyorum? Anlatmaya başlayayım mı?
Seni derinlikler ve yükseklikler kadar seviyorum
Ruhum duygularımın ulaşamadığı noktalara kadar ulaşıyor
Varlığını ve zerafetini seviyorum
Ben seni günlerin ötesinde seviyorum
Güneş ve mum ışığı kadar çok
Seni özgürce seviyorum bir erkeğin hakkı olduğu gibi
Seni safça seviyorum bu övülmeye değmez mi?
Şehvetle seviyorum
Eski üzüntülerim adına seviyorum seni çocuk ruhumla
Kaybedebileceğim kadar seviyorum
Bütün azizler adına nefesimi tutarak seviyorum
Gülüşler, gözyaşları kadar çok ve Tanrı izin verirse
Seni öldükten sonra bile seveceğim.

Elizabeth Barrett Browning