23 Kasım 2015 Pazartesi

Kiera Cass - Veliaht Prenses


Prenses Eadlyn, annesiyle babasının peri masalına benzeyen ask hikâyesini dinleyerek büyüdü. Ancak kendisinin bu peri masalını tekrarlamaya pek niyeti yoktu. Ne yazık ki, ülkede büyük bir kaos yasanmaya baslayınca, bir prenses dügünüyle halk sakinlestirilmek istendi. Ve piyango, tahtın vârisi büyük çocuk olan Eadlyn'e vurdu!

Seçim kaçınılmaz olunca, Eadlyn otuz bes adayı saraya davet etmeye mecbur kaldı. Annesi America da Prens Maxon'un kalbini yirmi yıl önce böyle bir Seçim'de kazanmıstı. Tüm ülkenin sorumlulugunu alacak, gelecegin kraliçesi Eadlyn öyle kolay pes etmeyecekti.


                                          ***


Bu  kitabın çıkacağını duyduğumda hem büyük bir heyecan hissetmiş hem de yazarın kendini tekrar edeceğini düşünerek biraz telaşlanmıştım doğrusu. Sonra kitabı okudum ve kendime kızdım.  Yazara büyük haksızlık etmişim doğrusu. Bu kitabın yazılmasının ne kadar doğru olduğunu kitabı okuyunca anladım .
Beni Seç serisinde kitap 35 adaydan biri olan America'nın  bakış açısı ile yazılmıştı. Prens seçen adaylar seçilendi. ( Babasının kişiliğini ve baskını gözardı ederek söylüyorum ) Maxon 'ın yapması gereken tek şey seçmekti.  Adaylar ise büyük bir yarış içerisindeydi.  Oysa bu yeni seri ile birlikte seçenin yani prensesin bakış açısından olayları takip edebiliyoruz.  Onun neler hissettiğini,  yaşadıklarını,  savaşını...
Kiera Cass yine harika bir iş çıkarmış. Kendini tekrarlamış mı peki? Bazı noktalarda evet. Okuyunca anlayacaksınız zaten.  Ayrıca America ve Maxon 'a kitapta yeterince yer verilmediğini düşünüyorum.  Oysa onların hayatlarından daha fazla özel anlara şahit olmak isterdim.  
Bu arada Beni Seç serisinde olaylara America'nın gözüyle baktığımız için tartışmasız bir numaramız Amerca'ydı.  Ama bu sefer farklı.  Bu sefer biz seçilen değil seçeniz.  Ve ben en azından şimdilik seçimimi yaptım. Serinin devamında fikrim değişir mi belli olmaz.  Bekleyip göreceğiz. 

20 Ekim 2015 Salı

Patrick Routfuss - Rüzgarın Adı

Bir yıl mı?  Bir yıldır yazmadığım doğrudur.  Nedenlerine gelecek olursak ; bence hiç gelmeyelim.  Bahanesi yok. Yani aslında var da yok.  Bu ayrıntılara hiç girmeden, kaldığım yerden, sanki hiç ara vermemiş gibi son hızla blog alemine giriş yapıyorum.  O ne demekse. :)
Geri dönüş söz konusuysa, hele bir de hızlı bir geri dönüş ise "Rüzgar" gibi esen bir kitapla geri dönüş yapmalı.  Daha fazla boş konuşmadan kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmaya başlayayım.
Ben bu kitabı sevdim mi sevmedim mi hiçbir fikrim yok doğrusu.  Hem sevdim hem sevmedim.  Sevdim çünkü sevilmez mi yeaa diye demek isterim ve dedim.  Peki neden sevmedim?  Beklentilerimi  karşılamadı.  Kitabı okumaya başlamadan önce hakkında baya bir araştırma yaptım.  Araştırırken tabi ki bolca blog gezindim. Kitap hakkında o kadar çok övgü okudum ki kitap ile ilgili beklentim tavan yaptı diyebilirim.  Dolayısıyla kitabı okumaya başladığımda ne kadar çok severek okusam da beklentimi karşılamadığı için hayal kırıklığı yaşadım.
Bu kitap kötü demek değil kesinlikle.  Aksine ben bayıldım.  ( Hayır şizofren değilim.  Kendimle çeliştiğimin farkındayım. )  Şuan 2. Kitabı yarılamış durumdayım ve hem bir an önce bitmesini hem de hiç bitmemesini istiyorum.  Bu seriyi okurken kitap okuyor gibi değil de en yakın arkadaşımın öyküsünü dinliyor gibiyim.
Uzun lafın kısası okuyun okutturun sevgili okur dostlarım. En sevdiğiniz on kitap arasına girmek için sizlere rüzgarın adını fısıldıyor.