Bir yıl mı? Bir yıldır yazmadığım doğrudur. Nedenlerine gelecek olursak ; bence hiç gelmeyelim. Bahanesi yok. Yani aslında var da yok. Bu ayrıntılara hiç girmeden, kaldığım yerden, sanki hiç ara vermemiş gibi son hızla blog alemine giriş yapıyorum. O ne demekse. :)
Geri dönüş söz konusuysa, hele bir de hızlı bir geri dönüş ise "Rüzgar" gibi esen bir kitapla geri dönüş yapmalı. Daha fazla boş konuşmadan kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmaya başlayayım.
Ben bu kitabı sevdim mi sevmedim mi hiçbir fikrim yok doğrusu. Hem sevdim hem sevmedim. Sevdim çünkü sevilmez mi yeaa diye demek isterim ve dedim. Peki neden sevmedim? Beklentilerimi karşılamadı. Kitabı okumaya başlamadan önce hakkında baya bir araştırma yaptım. Araştırırken tabi ki bolca blog gezindim. Kitap hakkında o kadar çok övgü okudum ki kitap ile ilgili beklentim tavan yaptı diyebilirim. Dolayısıyla kitabı okumaya başladığımda ne kadar çok severek okusam da beklentimi karşılamadığı için hayal kırıklığı yaşadım.
Bu kitap kötü demek değil kesinlikle. Aksine ben bayıldım. ( Hayır şizofren değilim. Kendimle çeliştiğimin farkındayım. ) Şuan 2. Kitabı yarılamış durumdayım ve hem bir an önce bitmesini hem de hiç bitmemesini istiyorum. Bu seriyi okurken kitap okuyor gibi değil de en yakın arkadaşımın öyküsünü dinliyor gibiyim.
Uzun lafın kısası okuyun okutturun sevgili okur dostlarım. En sevdiğiniz on kitap arasına girmek için sizlere rüzgarın adını fısıldıyor.
20 Ekim 2015 Salı
24 Eylül 2014 Çarşamba
Jennifer L. Armentrout - Direniş (LUX #5)
İyi kitaptı, hoş kitaptı ama sorarım sana Jennifer, seriyi bitirmeye ne gerek vardı? Ne güzel okuyorduk. Razıydık bir sonraki kitap için bir sene beklemeye. Beklerdik ama en azından okurduk sonunda. Bir daha Daemon ve Kat'i okuyamayacağımı bilerek bu kitabı bitirmek, cevapsız sorular ...
Kitaplar hakkında yazan bir kız hakkında yazmak zor zaten. Bir de serinin bittiğini düşününce sinir krizi geçiresim geliyor. Düşünün; kitabı bitireli kaç gün olduğu halde ancak yazabiliyorum. Kendimi toparlamam uzun zamanımı aldı.
Spoiler vermeden kitap hakkında yazmam gerekirse; diyelim ki hayalimdeki gibi bitti aynen, gerçi hayalime göre bu serinin bilmem kaç kitabı daha çıkacaktı, hayalimdeki gibi bitse ne olacak. Bu çocukların geleceğini bilmek benim hakkım değil mi? Sonuçta onlar ilk kez tanıştıklarında bir okuyucu olarak ben de oradaydım. Dolayısıyla hakkım diye düşünüyorum. Sonum Hazel gibi olacak valla. Yazarın peşine düşücem, madem sonunu yazmadın bana anlat bari diyeceğim. Tamam birçok okuyucuya göre bu bir son olabilir ama benim için son ancak Kat ve Daemon yaşlanıp ecelleriyle ölünce olacak.
Hayır kitap güzel miydi, güzeldi. Bence mükemmeldi. Uzun zamandır hiçbir kitaptan zevk almadığım kadar zevk aldım Direniş'ten. Sanırım en son Köken'i bu kadar zevkle okumuştum. Tamam tamam anlaşıldı, ben bu seriyle kafayı bozmuşum.
Kitabın içeriği ile ilgili birşeyler söylemek istiyorum ama spoiler vermeden bu imkansız birşey. Burada bir başlarsam anlatmaya kitabın tamamını anlatırım. O yüzden duruyorum. Biliyorum ki bir çoğunuz henüz okuyamadınız. O yüzden susuyorum. Ama bir yandan da çatlıyorum. Kitabı okuyan biri bana ulaşsın konuşalım. Valla pek bir dert yanasım var. Haydi o zaman ben bitireyim şimdilik. Bir sonraki yazıyı yazabilmek dileğiyle.
9 Eylül 2014 Salı
Kütüphanemde Okunmayı Bekleyen Kitaplarım
Bugün de sizlere okunacak kitaplarım nelermiş onları göstereceğim.
Cassandra Clare çok sevdiğim bir yazar. Özellikle Cehennem Makinaları serisi benim için çok özeldir. Tabi Ölümcül Oyuncaklar'ı sevmediğim anlamına gelmiyor bu. Serinin final kitabı olan Cennet Ateşi Şehri'ni çıktığı ilk hafta almama rağmen henüz okuma şansı bulamadım. Tamam itiraf ediyorum araya birçok Agatha Christie romanı girdi. Ama en kısa zamanda okuyacağım. Yani öyle umuyorum.
Zaten biraz önce Agatha'nın devamlı olarak araya girdiğini söylemiştim. :) Ama bu aralar o kadar çok kitabını aldım ki okuduklarım kadar okumadıklarım da hala bekliyorum beni. Bu üç kitapla da sınırlı değil tabi.
Mesela bunlar da var. Gerçi 16.50 Treni'ni bu yıl içinde okumuştum zaten. Ama maalesef elimde kitabı yoktu. E-kitap olarak okumuştum. Birkaç gün önce dedim madem Agatha koleksiyonu yapmaya çalışıyorum okumuş olsam da elimde olmalı bu kitap. E almışken de tekrar okumamak olmaz.
E bir de bunlar var. Ölüm Dalgaları"nı alalı baya oldu gerçi ama kendisine karşı biraz mesafeliyim nedense. İstem dışı valla.
Belki yeter bu kadar Agatha Christie diyeceksiniz ama yetmiyor işte. Koltuktaki Ölü'yü okumuştum zaten ama o zamanlar çok küçüktüm. Hâliyle tekrar okuma vaktim gelmiş bulunuyor. Cinayet Reçetesi'ni ise ilk kez okuyacağım.
Valla bunlar son Agatha kitapları. Cesetler Merdiveni'nin durumu Koltuktaki Ölü ile aynı. Mezopotamya Cinayeti'ni ise geçtiğimiz haftasonu sonu aldım. Hatta aldığım sahafın sahibi yaşlı bir amcaydı ve Agatha Christie koleksiyonu yapmama şaşırdı. " Var mı hala Agatha okuyan gençler" diye sordu bana. Var tabi dedim, hatta o an direk aklıma iki blog sahibi geldi. Olmaz mı hiç :D
Pretty Little Liars delisiyim, bunu bilmeyen var mıdır acaba? ! Şaka yapıyorum tabi, nereden bileceksiniz. Şimdi öğrenmiş oldunuz ama. Benim için hayatta üç önemli soru vardır: Geleceğim, Doctor kim, -A kim?
Sahtekar ise PLL'nin kitabı. Daha doğrusu PLL bu seriden uyarlama. Sahtekar ise son kitabı.
Yüz Karası ise Karnaval serisinin ilk kitabı. Henüz okumaya fırsat bulamadıklarımdan.
İtiraf ediyorum, bu kitap 2 yıldır yarısı okunmuş bir halde beni bekliyor. Zaten bu kitap bir roman değil. Tam Benim Tipim bir font kitabı. Dolayısıyla biraz sıkıcı olabiliyor. Hedefim bu yıl içinde kitabı bitirebilmek. :)
Neil Gaiman çok sevdiğim bir yazar. Daha önce Yolun Sonundaki Okyanus ve Ara Dünya kitaplarını okumuştum. Yıldız Tozu ise en kısa sürede okumak istediklerim arasında.
Terry Pratchett merak ettiğim yazarlardan. Birkaç yıl önce Kış Ustası kitabını okumuştum. Küçük Özgür Adamlar ise azımsanmayacak bir süredir kütüphanemde okunmayı bekliyor. Kısa bir zamanda başlamayı umuyorum.
Renkli Peçe'nin yıllar önce filmini izlemiştim. Gayet beğenmiş, kitabının da olduğunu öğrenince alıp okumalıyım demiştim. Yeni baskısı yapılmadığı için bulmam baya bir uzun süremi aldı ama sonunda kitaba kavuştum. Kısa zamanda okuyabilirim inşallah.
Ekmek Arası listede kaçıncı sırada yer bulur kendine acaba?
Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı zaten . Bu kapağı görünce de almadan edemedim. Okunacaklar listemde üst sıralarda yer alıyor.
Halihazırda okuduğum iki kitaptan biri 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı. Bir iki gün içersinde biteceğini umuyorum. Böylece listemden bir kitap daha eksilmiş olacak.
Yıllar önce bir dergide bir köşe yazarının Yerdeniz üçlemesi ile ilgili bir anısını okumuş ve anında seriyi okumaya karar vermiştim. İlk iki kitabını okumuş olmama rağmen bu hala okunmayı bekliyor. Serinin üç kitaptan oluştuğunu sanmayın. Daha devamı var.
Alice'i bilmeyen yoktur zaten. Bir türlü fırsat bulup okuyamadım hala. Tanrılar Okulu içinde aynı şey geçerli.
İtiraf ediyorum Kubbenin Altında kitabım yarım. Dizisini izlemeye başlamış kitabını da okuyayım bari demiştim. Ama önce izleyip sonra okumaya kalkınca kitap pekte akıcı olmuyor doğrusu.
Oyun kitabı ise babamdan kalan bir kitap. Yıllardır bir türlü okumaya cesaret edemedim. Yıl bitmeden Oyun'u okumak hedeflerim arasında.
Cehennem Makinaları serisini sevdiğimi söylemiştim zaten. O seriyi okuyanlar bilir. İki Şehrin Hikayesi Will ve Tessa için önemli. Ben de okumalıyım bu kitabı demiş ve hemen kitapçıya gidip almıştım ama bir türlü okunma sırası gelmedi
Üç Silahşor ise okumaya başlayıp bir türlü bitiremediklerimden. Tabi ki kısa sürede bitirmeyi istiyorum. Ne kadar çok yarım kitabım varmış benim :D
Biliyorum, yok artık diye haykırıyorsunuz ekrana doğru ama çok az kaldı. Asil Kan'dan başlayalım. Aslında alıp hemen okumayı planladığım bir kitaptı ama meğerse bu kitap bir serinin devamıymış. İlk kitabını almaya da fırsatım olmadı hala. O yüzden şimdilik beklemede.
80 Gün kitabını da büyük bir hevesle almış olmama rağmen sonrasında okuduğum olumsuz yorumlar sonucunda bir köşede okunmaya bırakıldı. Bir cesaret okur muyum, hala bilemiyorum.
Köpek Düşlerini alır almaz okumuş, ikinci kitabı İt Dalaşını ise sonra okurum diye kitaplığımın bir köşesine atmıştım. Zavallı aylardır okunmayı bekliyor.
Beni Seç serini büyük bir zevkle okumuş, Saraydan Hikayeler kitabını da çıkar çıkmaz almıştım. Aslında aldığım ilk gün kitabın yarısını okudum (Prens kısmını yani). Ama Aspen'i sevmediğim için midir nedir onun kısmını okumak gelmedi içimden. En kısa sürede onu da bitirmek lazım.
Kontes ise aslında annemin kitabı. Geçen yıl kitap fuarından hediye olarak almıştım kendisine. Annem okumuş, beğendiğini de söylemişti ama hala okuyacak fırsatım olmadı.
Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım. Serinin ilk kitabı olan Uyumsuz'u bir gecede bitirmiştim. Devam kitaplarını almış olmama rağmen hala okumaya fırsatım olmadı malesef. Malum liste uzun.
Bu kitaplar neden hala okunmadı, neyi bekliyorlar valla benim de hiçbir fikrim yok. Halbuki çok merak ettiğim iki kitap. Doctor Who hayranıyım bir de sözde. Kendimi çok ayıpladım şuanda.
Son olarak kitaplara toplu bir bakış ...
Baya uzun bir yazı oldu. Umarım okurken çok sıkılmamışsınızdır. Sizden bir ricam olacak yalnız. Bu kitaplardan birini veya birkaçını okumuş olan varsa, öncelikle şu kitabı okumalısın kesinlikle, diye tavsiye verirlerse çok sevinirim. Teşekkürler :)
Acaba önce hangi kitabı okusam?
Acaba şimdi hangi kitabı okusam sorunsalı diye birşey var. "Bu kitabı mı okusam acaba? Ama diğerini de çok merak ediyorum. E kolayı var, neden düşünüyorum ki? İkisini birden okuyayım! Biraz ondan biraz diğerinden. " Yaşadığım bu içsel diyalogdan sonra haliyle ikisini birden okumaya başlıyorum ve bende bir bıkkınlık kendini gösteriyor. Kitap sayfaları uzuyor da uzuyor. Yine aynı sorunu yaşıyorum. Agatha'ya mı devam etsem ama yok en iyisi diğeri. Ama Agatha'nın kitabı da tam heyecanlı yerde kaldı. En iyisi ben bi üçüncü kitaba başlayayım. 😤
Sonuç: Bitmek bilmeyen yarım kitaplar ordusu.
30 Ağustos 2014 Cumartesi
Agatha Christie - Noel'de Cinayet
Orjinal Adı: Hercule Poirot's Christmas
Yayınevi: Altın Kitaplar
Baskı: 7. basım / Nisan 2012
Sayfa Sayısı: 176
Agatha Christie' nin yarattığı en sevdiğim karakter olan pos bıyıklı Hercule Poirot yine iş başında. Noel'de Cinayet kitabında tamamen tesadüf eseri, köyde bir arkadaşını noel için ziyarete gittiği sırada olaya el koyuyor.
Zengin, yardımsever ama bir o kadar da kendi çocuklarını küçümseyen Simon Lee, tamamen bir oyun peşinde. Amaç çocuklarını birbirine düşürmek. Ve bu amaçla yıllardır görmediği oğullarını biri çağırarak onlara noel'i birlikte geçirmek istediğini söyler. Öyle ya da böyle bütün çocukları hatta istediğinden daha da fazla insan noel için Simon Lee'nin evine toplanır. Tabi söz konusu Agatha Christie olunca bu ailenin normal bir noel geçilmesini düşünemeyiz. Henüz noel gelmeden Simon Lee, kendi yaptıklarının cezasını çekerek, odasında öldürülür.
Kitabı okurken herkesin katil olduğunu düşünebilirsiniz zaman zaman. Ama asla düşündüğünüz kişi katil değil. Christie ' nin usta bir kalemle ele aldığı bu kitabı okurken bir an bile sıkılmayacaksınız.
28 Ağustos 2014 Perşembe
True Blood & Pretty Little Liars Hakkında
Bu iki dizinin sizler için önemi nedir ya da sizin için birşey ifade ediyor mu bilemiyorum. Ama benim için gayet önemliler. Benim için en sevdiğim diziler arasında ilk onda yer almış yapımlar. Ama onları ne kadar çok sevsemde eleştirmeyeceğim diye birşey yok. Bugün özelikle True Blood hakkında içimi dökeceğim. Bir hayli dolmuş durumdayım bu konuda. Söyleyeceklerime geçmeden önce şunu belirtmeliyim bu dizilerden birini izleyen ama henüz yayınlanan tüm bölümlerini izlemeyen birileri varsa söyleyeceklerim ***Big Spoiler
Pretty Little Liars'tan başlayalım. Zaten hakkında söyleyeceklerim kısa. Sevgili Marlene King! Bunu bize neden yapıyorsun. Birincisi dizinin en başından beri sevemediğim Mona karakterini niye bir anda bize sevdirip, aslında onun masum olduğunu gösterip sonra aynı bölümde kızı neden öldürüyorsun?
Pretty Little Liars'tan başlayalım. Zaten hakkında söyleyeceklerim kısa. Sevgili Marlene King! Bunu bize neden yapıyorsun. Birincisi dizinin en başından beri sevemediğim Mona karakterini niye bir anda bize sevdirip, aslında onun masum olduğunu gösterip sonra aynı bölümde kızı neden öldürüyorsun?
Yani şimdi bu kıza yazık değil mi? Hem kızlarla iş birliği yapmaya karar vermiş onlara yardım ediyor hem de belli ki kıskanıyor arkadaşlıklarını, o grupta kendine yer edinmeye çalışıyor. Bir de olabildiğince ezik yaptınız kızı son bölümünde. Yalnız, arkadaş bulamayan, korkak, savunmasız ... Bir izin verseydiniz de kız yalnız ölmeseydi, iki üç arkadaş edinseydi. Yazık yazık ...
Hem o Alison varya insan değil resmen, kızı iyice şeytanlaştırdınız. Hem yeter artık A kim? Hayır kendimden şüphelenmeye başladım -A ben miyim acaba diye. Neyse sustum.
True Blood'a gelirsek. Eleştirim tamamen final bölümüne. Sen git 7 sezon boyunca bu kızı yok Bill yok Eric olmadı Alcide, arada kısa ilişkiler , hatta son sezon sen git Sam'e bile alttan alttan teklif ettir kıza ama sonuç! Sonuçta sen git hiç tanımadığımız bir adamla evlendir bir de çocuk yaptır. Ee ne oldu şimdi? Birincisi adamın yüzünü bile göstermediniz. İkincisi Sookie'nin düğününü göreydik bari. Kızı biz büyüttük resmen. Üçüncüsü hadi Bill gerçek ölümü seçti ya Eric. Eric bir anda Sookie'den nasıl vazgeçti. Kısacası eksik ve beni tatmin etmeyen bir final olmuş. Aslında daha söyleyeceklerim de var. Jason hakkında falan ama neyse susuyorum. Son olarak umudumuz Charlaine Harris. Umarım kitap serisi daha mutlu ve daha mutlu bir sonla biter.
20 Ağustos 2014 Çarşamba
Agatha Christie - Çarpık Evdeki Cesetler
Agatha Christie ... Onun hakkında söylenebilecek hem çok fazla şey var hem de hiç yok. Onu tanımlarken kelimeleri çok dikkatli seçmek gerekli, zira kendisi benim için edebiyatın kraliçelerinden biri. Hal böyle iken tacının kitapları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Onun yazmış olduklarını okumak ise benim için bir görev değil bir zevk.
Agatha Christie ' nin en iyi beş kitabından biri olarak tanımladığı Çarpık Evdeki Cesetler'i okumak da benim için bir hayli zevkliydi. Bana göre en iyi kitaplarından biri olduğunu söylemek henüz erken tabi ki. Önümde okunmayı bekleyen bir çok Agatha Christie romanı var daha. Ama kraliçemiz öyle diyorsa öyledir. Ve şunu da eklemeliyim: onun kitapları içersinde beni en çok şaşırtan bu kitap oldu. Diğer kitaplarında katil tahmin ettiklerimden biri çıkarken Çarpık Evdeki Cesetlerde hiç beklemediğim hatta bu kişi asla olamaz dediğim kişi katil çıktı.
Kesinlikle okunması gereken bir roman. İtiraf etmek gerekirse bu kitaba karşı biraz mesafeliydim. 16.50 Treni, On Küçük Zenci ve Elmayı Yılan Isırdı kitaplarını okunduktan sonra daha bunun konusu beni fazla cezbetmemişti. Ve Perde İndi, Doğu Ekspresinde Cinayet kitaplarını da es geçmemek lazım. Ve beni affet kraliçe. Senin hiç bir kitabın için bu şekilde düşünmemeliydim. Ve teşekkürler Agatha, böylesi güzel kitapları bize miras bıraktığın için.
Not: Agatha Christie romanlarını gerçekten çok seviyorum ama şuana kadar maalesef kronolojik sırayla okuyamadım. Araştırma yapmama rağmen, itiraf ediyorum, ne bu konuda sağlıklı bir bilgiye ulaşabildim ne de onun kitaplarının tam listesine. Bu konuda bilgi verebilecek ya da doğru bilgiyi verebilecek adrese beni yönlendirebilecek kişiler var ise kendilerinin yardımlarını bekliyorum. Şimdiden teşekkürler.
28 Temmuz 2014 Pazartesi
Sally Green - Bela
Giriş cümleleri beni hep zorlar. Yazmayı ne kadar çok sevsemde sanırım asla "en" olan giriş cümlelerinden birini yazamayacağım. En berbat giriş cümlesi ödülü var ise en büyük aday benim ve bu konuda iddaalı olduğumu kimse inkar edemez.
Giriş cümleleri beni bir hayli zorlandığı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum ve bir sonraki vasat özelliğimi sizlerle paylaşıyorum. Aşırı derecede üşengeç bir insanım. Dolayısıyla aklımda dönüp duran bir çok cümle, yazmaya üşendiğim için unutulup gidiyor.
Bu iki berbat karışımın sonucu olarak haliyle ortaya hiçbir şey çıkmıyor. Bakınız: Birçok kitap okumuş olmama rağmen aylardır herhangi bir kitap yorumu yok. Derdimi anlatayım derken bu kitabı da yorumlayamayacağım sanırım. En iyisi sözü kısa kesip asıl konuya girmek.
Bu kitap hakkında ne yorum yapacağımı gerçekten bilemiyorum. Kafam karışık. Sorun sevip sevmeme olayı değil. Açıkçası kitabı büyük bir zevkle okudum. Ama beni delirten noktalar da yok değildi. Bir defa zaman ağır ilerliyor. Nathan ile tanıştığımzda henüz küçük bir çocuk var karşımızda. Tamam kitap bitene kadar 17 yaşına geldi başına gelmeyen kalmadı ama etrafta bu kadar cadı bolluğu varken cadı olan Nathan ile zaman geçiremedik henüz. 2. kitabı beklemek zorunda kalacağız bunun için ve ona da epey bir vakit var. Özellikle yazar hakkında bildiklerimizi göz önünde bulundurursak halimiz duman. Bir anda kitap yazmaya başlamaya karar verdiği gibi bir anda bu kararından vazgeçebilir de. Acaba serinin tamamı yazılsaydı da ondan sonra mı alıp okusaydım acaba diye düşünmeden edemiyorum. İşi garantiye almak lazım sonuçta.
Asıl konumuzdan 'yine' tamamen kopmadan önce Bela' ya geri dönelim. Dedigim gibi kitabı sevdim ve devamını da kesinlikle okuyacağım. Ama bu kitapta tanımlayamadığım bir gariplik var. Anlamadığım için anlatamıyorum dolayısıyla saçmalıyorum. Daha fazla saçmalamayayım en iyisi. Kitabı da yorumlayamadım yine zaten. Siz en iyisi kitabı alıp okuyun. Kitabı okuyupta gariplik sezen ve bunun ne olduğunu anlayan biri varsa beni de bilgilendirirseniz çok mutlu olurum. Çünkü yazımdan da anlayacağınız gibi benim devreler yandı. Keyifli okumalar herkese 😴
19 Haziran 2014 Perşembe
19.06.2011 Saat: 20.30 Sen Gittin...
Zaman her ne kadar arkasına bile bakmadan yoluna devam etse de bizler zamanın takipçileri olarak geçmişinde kalan acıları söküp atamıyoruz ruhumuzdan. Ruhumuz defalarca yara alıyor belkide. Her ne kadar zaman tüm acıları unutturur deseler de aksine biz birikmiş acı kırıntılarının birleşip bizlere meydan okumalarına razı oluyoruz. Belki acıyı sevdiğimizden belki de unutmanın acılara bir ihanet olacağını düşündüğümüzden... Sebebi her ne olursa olsun, inkar etmeyelim biz insanlar olarak acıyı seviyoruz.
Hatta acılara öyle çok değer veriyoruz ki sanki çok kıymetlilermiş gibi onlara da tarih kazıyoruz ve adına da yıldönümü diyoruz. Çirkin yıldönümleri ...
Maalesef ben de bugün o çirkin yıldönümlerinden birini yaşıyorum. Çok sevdiğim babamın bugün 3. Yıldönümü. 19.06.2011 benim için kömür karası harflerle kazandı dünyaya. Her yıl çirkin her yıl karanlık 19 Haziran ... Asla değişmeyecek bu kara gün. Keşke değişebilse ... Keşke sen kapıdan içeri girsen şimdi ve ben boynuna atlayıp baba diyebilsem sana ... Bir şans daha verse bana zaman belki affedebilirdim geçmişi. O zaman ruhum da yürürdü karanlıktan aydınlığa. Ama sen dönmedikçe bana baba, ne zamanı affedebilirim ne geçmişi ne de kendimi.
19.06.2014 ... Sensiz koca bir yıl daha! Seni özlediğim günlere 365 tanesi daha eklendi. Kimbilir kaç saat, kaç dakika daha ayırdı bizi ... Kaç saniye ve kaç salise daha kemirdi aramızdaki mesafeleri...
25 Mart 2014 Salı
John Green - Alaska'nın Peşinde
Bilindiği gibi 15 Martta "Bahar Okuma Şenliği" başladı. Geçen şenlikte araya başka kitapların girmesi dolayısıyla şenlik dahilindeki kitapları yetiştirememiştim. Bu sefer amacım sonuna kadar gitmek. Fakat bu dönem benim için oldukça yoğun geçiyor. Bu durum beni biraz zorlayacak. Bu sebeple vizeler başlamadan önce hızlı bir başlangıç yapmak istedim.
Şenlik dahilinde okuduğum ilk kitap John Green'in kaleme aldığı Alaska'nın Peşinde. Açıkçası yazarın öncelikle "Aynı Yıldızın Altında" kitabını okumak istiyordum fakat kısmet olmadı (Daha önceki yazımda bunun nedenini açıklamıştım). Okuduğum yorumlara dayanarak John Green'in en iyi romanın da o olduğunu düşünüyorum ama büyük beklentiyle alıp okuduğum Alaska'nın Peşinde de beni hayal kırıklığına uğratmadı.
Green adeta kalemini kırarak bizi gerçeklerle yüzleştirmiş. Belki biraz acımasız davranmış belki bizi üzmüş olabilir ama onun yazdıklarını bu kadar gerçekçi kılan da yazarın gerçekçiliği. Bu kitabı okumak istiyorsanız baştan uyarayım: Mutlu bir son beklemeyin. Hatta elle tutulur bir son da yok karşımızda. Kitabın son sayfasını okuyup kapağı kapattığınızda biten romanlardan değil. Aksine ne zaman ki son sayfayı okuyup kitabın kapağını kapatıyoruz asıl o zaman "onlar" için hayat başlıyor. Alaska için bile...
Green kitabın son satırlarını kaleme alırken aklımdaki soruların birçoğunu yanıtlamış ama aynı zamanda önemli bir parçasını da yanıtsız bırakmış. Sanırım eksik kısımları kendi hayal gücümüz ile tamamlamamız gerekiyor. Sorun değil. Yazar bir anlamda açık bir kapı bırakmış önümüzde. Green'in kalemiyle eksik bıraktığı yerleri düşlerimizle istediğimiz gibi tamamlamak biz okurlara düşüyor.
Son olarak şunları söyleyebilirim. Green kendini bir nevi kanıtlamış ama sanki düşlerinin yalnızca bir parçasını sunmuş bizlere. Bu kadarı da yeterli. Ama şimdilik.
15 Mart 2014 Cumartesi
Alışveriş VOL. 4
Kitap kitap kitap... Napolyon Bonapart nasıl para para para demişse yüzyıllar önce, sanırım bizim de kitap kitap kitap dememiz gayet normal. Birkaç gün önce kütüphaneme şöyle bir bakayım dedim: kitap kitap kitap diye başladım yeni kitap yeni kitap yeni kitap diye devam ettim. Fark ettim ki son zamanlarda birçok kitap almışım. Yeni kitap gibisi yok tabi ki. Ben her zaman paramı son kuruşuna kadar kitaplara harcayan bir insan olmuşumdur. Bu durumdan da gayet memnunum. Memnun olmadığım şey bununla ilgili son zamanlarda herhangi bir post yayınlamamış olmam. Bende ne yaptım? Son zamanlarda aldığım kitapları bir tarafa toparladım ve hemen hazırlıklara başladım.
Kemik Büyüsü'nü Kitap Hırsızı ve diğerleriyle birlikte süpermaketten aldım. İnanamayacaksınız ama bu kitap sadece 4.90 dı. Bir seriye dahil olan bu kitabı (Bakın bir seriye dahil diyorum hangi seri olduğunu bile bilmiyorum çünkü benim değil annemin takip ettiği bir seri.) maalesef okumayacağım. Bu kitabı anneme aldım ve takip ettiğim bir seri olmadığı için de ( Neden seriye başlamadığımı sormayın, ben de bilmiyorum.) benim pek bir işime yaramayacak. :(
Avcı ise Jennifer L. Armentrout'un yazdığı Melez Sözleşmeleri serisinin 5. ve son kitabı. En kısa sürede okumam gereken kitaplar arasında yer alıyor ama sonuç ne olur bilemeyeceğim. Hayırlısı :D
Öncelikle Cassandra Clare'in romanlarından başlayalım. Bir hevesle Kemikler Şehri'ni alıp okumaya başlayınca devamı da geldi. Önce Ölümcül Oyuncaklar serisi sonrasında ise kaçınılmaz olarak Cehennem Makineleri serisini aldım. Bu kitapların tamamını bir hafta gibi kısa bir sürede aldım. Tahmin edersiniz ki bütçem baya bir sarsıldı.
Bunlardan Kitap Hırsızı, Asil Kan, Köpek Düşleri ve İt Dalaşı kitaplarını birkaç gün önce bir süpermarketten çok uygun fiyatlara aldım. Asil Kan ve Kitap Hırsızı 10'ar TL iken diğer ikisine toplamda 12 TL verdim. Yani gayet uygun fiyatlara bu kitaplara sahip oldum. Kitap Hırsızı zaten uzun zamandır istediğim bir kitaptı. Böyle bir indirimle bu kitaba sahip olmak da bütçemin sarsıldığı bugünlerde bana iyi geldi.
Diğerlerine gelirsek: Yüz Karası Jonathan Holt'un Carnivia üçlemesinin ilk kitabı. İlk çıktığından beri devamlı olarak karşıma çıkan bu kitabı almadan olmazdı.
Gareth Roberts'ın Doctor Who: Shada romanı hakkında bir şey söylemem gerek var mı? Tabi ki çıktığı ilk gün koştura koştura kitapçıya giderek kendisini aldım. Peki okudum mu? Hayır. Bu dönem okul beni bir hayli zorluyor. Her gün Kocaeli - İstanbul arası gidip geldiğim için de eve döndüğümde ölü gibi oluyorum. Dolayısıyla bu aralar pek fazla kitap okuyamıyorum.
Senden Önce Ben, Böğürtlen Kışı, Elit ve Sonunda Ölüm Geldi ise doğum günüm vesilesiyle aldığım kitaplar. Hayır maalesef hediye değil. Kendi kendine hediye almayı sayarsanız değişir tabi.
Sana Soyundum ise niye aldığım dediğim kitaplardan. Yorum yok!
Kemik Büyüsü'nü Kitap Hırsızı ve diğerleriyle birlikte süpermaketten aldım. İnanamayacaksınız ama bu kitap sadece 4.90 dı. Bir seriye dahil olan bu kitabı (Bakın bir seriye dahil diyorum hangi seri olduğunu bile bilmiyorum çünkü benim değil annemin takip ettiği bir seri.) maalesef okumayacağım. Bu kitabı anneme aldım ve takip ettiğim bir seri olmadığı için de ( Neden seriye başlamadığımı sormayın, ben de bilmiyorum.) benim pek bir işime yaramayacak. :(
Avcı ise Jennifer L. Armentrout'un yazdığı Melez Sözleşmeleri serisinin 5. ve son kitabı. En kısa sürede okumam gereken kitaplar arasında yer alıyor ama sonuç ne olur bilemeyeceğim. Hayırlısı :D
Bu iki kitabı ise henüz bugün aldım. Agatha Christie tüm kitaplarına sahip olmak istediğim yazarlardan biri zaten. Kitapçıya gitmişken bir A.G. romanı almadan çıkmak olmazdı zaten.
John Green'in kitabına gelecek olursak: Aslında "Aynı Yıldızın Altında" kitabını almak amacıyla gitmiştim. Ama kalmamıştı maalesef. Yakınlarda başka kitapçı mı yok diyecek olursanız. Gittiğim alışveriş merkezinde toplam üç tane kitapçı bulunmakta ama bu kitapları aldığım kitabevinde % 30 indirim vardı. Dolayısıyla John Green diye de yola çıkınca bari Alaska'nın Peşinde'yi alayım dedim, pişman değilim.
Ve kitapların tamamı. Bu fotoğrafı birkaç gün önce çektiğim ve Ölüm Dalgaları ile Alaska'nın Peşinde'yi bugün aldığım için fotoğrafa dahil olamadılar. :D
Peki siz bu aralar kendinizi hangi kitaplarla mutlu ettiniz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Muhteşem Yaratıklar / Muhteşem Karanlık / Muhteşem Kaos - Kami Garcia / Margaret Stohl (EPSİLON YAYINEVİ )
Bu yazıyı yazmamın sebebi kitabın konusunu anlatmak,yorum girmek bla bla değil aslında. Amacım biraz stres atmak,beyin hücrelerime yayı...
-
İyi kitaptı, hoş kitaptı ama sorarım sana Jennifer, seriyi bitirmeye ne gerek vardı? Ne güzel okuyorduk. Razıydık bir sonraki kitap...
-
Evet şuan tamda bu durumdayım. Bir Elena kadar iyi biri oluyorum (Yoksa bu durum değişti mi?) bir Katerina gibi kötülük kraliçesi kesil...






































