10 Ekim 2013 Perşembe

KÜTÜPHANE PERİLERİ





   Kitaplarımmmm.... Evet bunlar benim kitaplığımın en değerli kitapları. Gerçi bütün kitaplarım benim için özeldir ama bunlar daha bir özel :)








   

             Sir Arthur Conan Doyle
                 Sherlock Holmes











 Şuanda okuduğum kitap. Bitirmek üzereyim gerçi. Büyük bir heyecanla 2. ve 3. kitabını da okuyacağımdan eminim :)





           Sevimli Küçük Yalancılar Serisi





                    Vampir Günlükleri
                             Serisi

 

    Vampir seviyorsan böyle bir kült romanı okumadan geçmek olmaz.

                      DRACULA






   En sevdiğim şeylerden birisi.... Roman uyarlaması filmler... Bu kitabı okuyacaksanız filmini izlemeden geçmeyin







                       Gece Evi Serisinin 8.kitabı







          Şans eseri aldığım bir kitap... Ama ne kadarda çok sevmiştim. Özlediğimiz hikayelerden...







      Sookie Stackhouse desem :) Güneyli Vampir Serisinin son üç kitabı







      İşte bu biraz ters oldu :/ Önce dizisini izledim.... Ama olur arada böyle şeyler...






      Yeni bitirdim... Uzun zamandır okumak isteyip bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardandı. Hayvan Çiftliği ile ilgili yazımı ilerleyen günlerde yayınlayacağım.







         Virginia Woolf okunurda hayatı okunmaz mı?!
 




                       Savannah Serisi







             Vampir Akademisi Serisinden birkaç kitap






     Yine film uyarlaması yapılmış bir kitap... İkisi bir arada olunca daha mı iyi oluyor ne :)







            Cerrah Serisi ile beni kendine bağlayan      yazar...Tess'in her romanı okunur.







   Agatha Christie... 31 Ekim'i sabırsızlıkla bekliyorum :)
                             





     Başladığım ama devamını getirmediğim serilerden biri. Neden diye sormayın, ben de bilmiyorum :) Ama en kısa sürede devam edeceğim. Notumu aldım!!!






       Okudum mu? Hayır... İngilizcem henüz o kadar iyi değil  maalesef. Ama babamdan bana kaldığı için belkide kitaplarımın en değerlisi :)







                                                                                                                                                                             
Jules Verne






                Hayranım şu BRONTË kardeşlere :)







      Kitaplarını okudum. İlk filmini izledim. Şimdi sabırsızlıkla 2. filmi bekliyorum :)







                                     CEHENNEM






     Stephen King denince akla gelen ilk romanlardan biri bu olmalı :) Vee yine film uyarlaması izlenmeden geçilmemeli.







                                     KİNG







            Yeter artık diyebilirsiniz ama filmini de izleyince daha bir zevkli oluyor :)






       Bilim Kurgu denince akla gelen ilk kitaplardan biri:
                     CESUR YENİ DÜNYA
                   





                                ANNI RICE







                            Çok şaşıracaksınız...
 







  "Neden devamı yok bunun yaa" dediğim kitaplardan :)
   






                         Fısıltı Serisinin 3. kitabı







                             ASİ MELEKLER







  Fantastik türü seviyorsanız... Hele cadıları seviyorsanız :) Okumak için sabırsızlanın!!!







      E tabi aynı şey yazarın bu kitabı için de geçerli :)






    Kesinlikle okunması gereken kitaplardan ve filmini de izlemelisiniz :) Ama okurken ya da izlerken şunu asla unutmayın.... Bu hikaye gerçek...
 






                          VİRGİNİA WOOLF







                 Ben bu aşkı çözemedim doğrusu :)







                         YERDENİZ üçlemesi







   BRONTË kardeşlere bayıldığımı söylemiştim zaten :)







                              Kafka Okunur!
 
,






                       Cadılar iyidir demiş miydik?








                                  Okunası yazar!







     Daha önsözünü okurken ben bu kitaba aşık oldum :)






                              ALİCE

                      Harikalar Diyarında







                                      Nietzsche








               Martılar hiç bu kadar özgür olmamıştı.






                                  BORIS VIAN
                           Savrulan Otlar Arasında






         Vize için okumam gereken bir kitaptı. Şunu oku dendi  diyede kitap okumayı hiç sevmem normalde. Ama el  mahkum okudum ve bayıldım.





                                     SALINGER
                           Çavdar Tarlasında Çocuklar
                                 "GÖNÜLÇELEN"







         Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu







                                Schopenhauer







           Bugün aldım.... Çok heyecanlıyım :) Uzun süredir okumak istediğim kitaplardan biri. Bayılacağımdan eminim :)

6 Ekim 2013 Pazar

Edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesi

http://www.sabitfikir.com/haber/edebiyat-tarihinin-en-iyi-100-giris-cumlesi

EMILY BRONTË // UĞULTULU TEPELER

           Narsist, bencil, kaprisli, küstah, para düşkünü ve tüm bu kötü özellikleri kendinde barındırıyor olsada korkusuz olması dolayısıyla belkide tüm negatif yönlerini bizden rahatlıkla saklayabiliyor. Ama aynı sebepten dolayı fazlasıyla hata yapmaya meyilli bir kadın. Ki hayatı boyunca sık sık hata yapıyor, hata yapmaktan vazgeçmiyor, hatta bundan zevk alıyordu.
           Yaptığı en büyük hata ise aşk konusunda... Ne istediğini bilmediğinden mi yoksa kendince doğru bildiği yoldan sapmamaya kararlı olduğundan mıdır bilinmez ama onu iyi bir insan haline getirebilen tak şeye, aşka karşı duruyor. Her zaman olduğu gibi gözü yükseklerde, para kokusunu takip ediyor. Sevmesinin yanı sıra en iyi arkadaşı da olan adamı değilde, sınıf farklılığını öne sürerek tercihini aşktan yana değil, aşk sandığından yana kullanıyor. Ve bu şekilde geçmişini de reddetmiş oluyor. Bahsi geçen o kadın ise içimizde. Belkide aynı hatayı, hatta onun yaptığı hatalardan daha ağırını biz de yapıyoruz.
           Bencil, narsist... Catherine Earnshaw... Catherine Linton... Her şeye rağmen erkeklerin başını döndürebilen kadın. Sırf kendi gücünü gösterebilmek, kendini üstün kılabilmek için güçsüzü seçen kadın... Uğultulu Tepeler'i özel yapan kadın... Bugün Uğultulu Tepeler klasik olarak adlandırıyor ise bunda Uğultulu Kadın'ın rolü büyüktür...

         

5 Ekim 2013 Cumartesi

32. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARINA AZ KALDI!!!


   Hatırlıyorum... Henüz orta okuldaydım. Okulla birlikte yine sık sık düzenlenen gezilerden bir tanesini gerçekleştirmek için yola çıkmıştık. Ne kadar çok heyecanlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Diğer gezilerden çok farklı olacaktı bu. Belki lunaparka gidip eğlenmeyecektik ya da müzeleri gezip tarihin kokusunu içimize çekmeyecektik ama benim için daha önemli bir şey gerçekleşecekti o gün. O gün hayatımın dönüm noktalarından biri olacaktı. Hayran olduğum kitaplarla koskocaman bir gün geçirecektim.
   Bu yıl 32. si düzenenlenen Tüyap Kitap Fuarına ilk gidişimdi o gün. Aradan on yıl gibi bir süre geçmesine rağmen bir daha gidemediğim, gitmeye fırsat bulamadığım fuardan bahsediyorum. Bu yıl oraya gitmemi hiçbir güç engelleyemez. Sayılı günler kaldı artık ve  hazırım. Ben 9 ya da 10 Kasım'da gitmeyi düşünüyorum açıkcası. Gerçi belli olmaz. Henüz hangi gün hangi etkinler var bilmiyorum. Etkinlik programı yayınlanmadı daha. Yani fikrimde değişebilir.Daha erkende gidebilirim. Etkinlik programının yayınlanmasını bekleyip karar vermek en doğrusu.
     İçinizde gitmeyi düşünen var mı? Fuar ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz işte size link: http://www.istanbulkitapfuari.com/



                                                                                                            Görüşmek üzere...

4 Ekim 2013 Cuma

ALIŞVERİŞ VOL. 1

          Evetttt... Biri beni durdursun. Yine dayanamadım ve kendimi kitapçıda buldum. Amacımın kitap almak olmadığını belirtmeliyim. Çünkü henüz okumadığım, okunmayı bekleyen birkaç kitabım var. Sadece biraz kitaplara bakacaktım. Ama yine dayanamadım ve iki tane kitap aldım. Pişman değilim :)
          Aldığım kitaplardan ilki George Orwell'in Hayvan Çiftliği adındaki kitabı. Uzun bir süredir okumak istediğim bir kitap. Ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Her seferinde almam gereken başka bir kitap oluyordu. Ama sonunda alabildim. Büyük bir zevkle okuyacağımdan eminim.


//ARKA KAPAK//

İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok Bindokuzyüzseksendört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmis ikinci ünlü yapıtıdır. 1940lardaki reel sosyalizmin eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliğini n kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktadır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalini simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalıdır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.


                                                                            * * *
       

İkinci kitaba gelecek olursak... Tabi ki bir Agatha Christie romanı... Elmayı Yılan Isırdı...
Sevgili Biblio'nun blogunda yazdığı bir yazıda, yakın bir zamanda bu kitapla ilgili bir etkinlik planladıklarını müjdelediğinde hem çok sevinmiş hem de büyük bir meraka kapılmıştım. Eee madem hazır kitapçıya gitmişim, bu kitabı almadan mı çıkacaktım?! Bu kitabı da diğer Agatha Christie romanlarında olduğu  gibi büyük bir zevkle okuyacağıma eminim.



//ARKA KAPAK//

      Polisiye roman yazarı olan Adriadne Oliver, Woodleigh Common'da gençler için düzenlenen Cadılar Bayramı partisine davetlidir. Partide konuklar arasında, abartılı cinayet ve entrika hikayeleri anlatan bir genç kız da vardır. Çevresindekilerin oldukça ilgisini çeken genç kız, bir süre sonra elma dolu küvette ölü bulunur.
      Adriadne, kızın ölüm şekliyle anlattığı son hikayenin benzerliği konusunda düşünmeye başlar. Yoksa zavallı genç kızın hikayeleri düşünüldüğü kadar abartılı değil midir?
      Bu arada konuklar arasında bulunan Hercule Poirot ise kimlerin genç kızı susturduğunu düşünmektedir. Ama Cadılar Bayramı'nda katilin maskesini düşürmek hiç de kolay olmayacaktır. Üstelik Woodleigh'te hiç kimse genç kızın bir cinayete kurban olabileceğine inanmamaktadır...


                                       
                                                                            Mutlu okumalar :)

3 Ekim 2013 Perşembe

RÜYA // 2. BÖLÜM



Yağmur damlaları düştükleri yerde güzel uğultular bırakıyor, uğultular notaların yerleri alarak doğada güzel bir opera sahneliyorlardı. Bu sırada Rüya evin içerisinde olanca sessizliğiyle doğada çalan müziğe hakim olmaya çalışıyordu. Bu gürültülü sessizlik asabiliğini üzerinde atmasını sağlamıştı. Birkaç saattir gereğinden fazla gergindi. Bu gerginlik onda hem görmezden gelinmeyecek baş ağrıları bırakmış geriye, hem de vücuduna sinir bozucu bir enerji yüklemişti.
Birden, daha fazla dayanamayarak, hışımla yerinden kalktı. Hızlı adımlarla merdivenleri çıktı birer birer. Aynı asabi halinden vazgeçmeyerek kütüphaneye girdi. Şimdi en sevdiği görüntüyle karşı karşıyaydı. Kitapların kokusunu içine çekti. Köşeye konulmuş tek kişilik kanepenin üzerine kurularak gözlerini sımsıkı kapadı. Şuanda sadece durmak istiyordu. Düşünmek mi? Asla. Şu aralar düşünmek yapmak isteyeceği son şeydi. Yalnızca gözlerini kapamak, düşüncelere dalmadan kitapların ruhunu ele geçirmesini istiyordu.
Yalnızdı... Hem de çok yalnız. Seneler onu hızla yaşlandırırken geçmiş günleri anmaktan geri kalmıyordu ( Gerçi sadece 28 yaşındaydı). Geçmiş... Ne kadar acı veren bir kelime olduğunu/olacağını bilselerdi, zamanı geldiğinde ilk kez telaffuz ederler miydi? Geçmiş... Geçmiş ona güzel anılarını hatırlatmakla kalmıyor aynı zamanda yaşadığı anı cehenneme çevirmesini de biliyordu. Geçmişi bu kadar anmak, kafasında tekrar tekrar yaşaması ne kadar saçmaydı!
Bir anda kararını verdi. Geçmişini kütüphanede bıraktı ve kendisini kapı dışarı etti. Merdivenlerden adeta uçarak çatı katına çıktı. İşte şimdi hayatını mahveden cehennemin kapısında duruyordu. Aynı anda opera tekrar başladı. Ama bu sefer doğada değil çatı katında... Notalar ise yağmur değil gözyaşlarıydı. Müziğin ritmi havada süzülürken yavaşça kapı kolunu çevirerek içeri girdi. Bir kez daha onu mahveden kötü ruh karşısında duruyordu.

Agatha Christie // Fare Kapanı


 
  Bir Agatha Christie romanı daha sona ermiş durumda. Açıkçası bu kadının kitaplarını okumaktan zevk alırken bir yandan da üzülmüyor değilim. Çünkü okuduğum her Agatha romanında, başladığım serüvende daha çok yol almış oluyorum. Gün geçtikçe henüz okuma fırsatı bulamadığım kitaplarının sayısı azalıyor. Yani bir bakıma ondan uzaklaşıyorum.
     Her şeyi bir yana bırakıp kitabımıza gelirsek... Bu kitapta umduğumu bulamadım. Öncelikle kısa hikayelerden oluşması beni çok üzdü. Hikayenin en heyecanlı yerine geldiğimizde hikayenin de sonuna gelmiş oluyoruz. Her şeye rağmen bu kitapla birlikte Tommy ve Tuppence ile tanışmış oldum. Başka kitaplarda yine buluşacağımızı öğrenince sevindim. Her ne kadar benim için birer Hercule Poirot olamasalar da sevdim kendilerini. Talihsiz başladı onlarla serüvenimiz ama bundan sonra hikayemizin daha heyecanlı ilerleyeceğinden eminim. Tommy ve Tuppence sizlerle tanıştığıma memnun oldum :)


                                                                            * * *



Kitabımız hakkında genel ve aynı zamanda yüzeysel bir eleştiri yapmış bulunmaktayım. Ama bu kitap yalnızca bu ikilinin maceralarından oluşmuyor. Tommy ve Tuppence kitabın ikinci yarısını kaplarken ilk yarısında ise bizi Agatha romanlarına oranla yine de kısa ama tek bir konudan oluşan bir hikaye karşılıyor. Esas kitabımız... Fare Kapanı... 
Gidişat fena değildi açıkcası başlarda. Hatta sonlarına gelinceye kadar konu beni baya sardı, hatta heyecanlandırdı. Bir yandan kitabı okurken diğer yandan kafamda farklı farklı sonlar planlamadım değil. Kafamdaki bir çok son kitabın orjinal sonundan daha mantıklıydı benim için ve daha heyecan verici. Bu yönden bakınca Fare Kapanı da hayal kırıklığıydı benim için. Beklentilerimi karşılamadı. Halbuki kitabın konusunu ilk okuduğumda harika bir kitapla karşı karşıya olduğumu düşünmüştüm. Kısacası çok daha farklı ve çok daha iyi kurgulanabilirdi. Bizde daha bir memnun olurduk.
Sanırım çok fazla eleştirdim kitabı ama bunlar benim düşüncelerim ve düşüncelerim konusunda dürüst olmak istedim. Gerçi şunu da söylemeliyim ki: Kitabın konusu okuduğumda çok büyük bir beklenti içerisine girdiğim için hikaye beni tatmin etmedi. Ayrıca kısa hikayelerden hoşlanmadığım için de (Sadece Fare Kapanı 85 sayfa) memnun kalmadım. Zaten bu kitabı bilinçli olarak almadım. Yani alırken kitabın kısa hikayelerden oluşan bir derleme olduğunu bilmiyordum. Bu yönüyle benim hatam. Ama ne olursa olsun bu kitap bir Agatha Christie yapıtı. Okumadan geçmeyin.


                                                                  Mutlu okumalar :)

2 Ekim 2013 Çarşamba

Agatha Christie // On Küçük Zenci


    Bu kitaba bayıldım. Okuduğum Agatha Christie romanlarının içinde en çok bunu sevdim. Gerçi şunu da belirtmeliyim ki şuana kadar sadece altı tane A.G. romanı okudum. (Küçükken okuduğum Koltuktali Ölü'yü saymazsak). (A.G. romanlarının hepsi birbirinden harikadır eminim ki ama On Küçük Zenci'nin her zaman özel bir yeri olacak benim için).
   Bu kitabı sevmemin nedenlerinden biri katili tahmin etmekte en çok zorlandığım Agatha romanı olması.Sonunda gerçekten hiç tahmin etmediğim (aklıma en son gelecek insan) biri çıktı katil. Dolayısıyla diğer romanlarına oranla daha bir zevkle, daha bir heyecanla okudum. Yani anlayacağınız katil benden uzaklaştıkça okuma zevkimde doğru orantıda arttı. Eğer Agatha okuyorsan Hercule Poirot'un dediği gibi gri hücrelerini çalıştıracaksın. Onlara sahip değilsen vay haline.
  Kitapta açıklanmamış/açıklayamadığım noktalar da yok değil. Spoiler vermemek için katilin ismini vermeden ona X diyelim. Katilimiz kurbanlarını nasıl seçti? Kurbanlarının kendinleri dışında kimsenin bilmediği sırlarını nereden öğrendi? (Bazı kurbanlar için geçerli olan durum). Diyelim ki bazı ... (spoiler) sayesinde, suçlu olduklarından emin olmasada süpheli olduklarını öğrendi. Ama bu kurbanlar asla açık olarak suçlanmadılar, suçlananlar da aklandı. Hatta bazıları suçlarını yasal yollarla işlemişlerdi. :) Peki neden bu kişiler? Belkide fazla irdelemeden keyfini çıkarmak lazım kitabın. 
   Son olarak bu "On Küçük Zenci'ye ne olduğunu merak edenler: Kitaptan ufak bir alıntıyla kendilerini bilgilendirelim.




 On küçük Zenci yemeğe gitti,
        Birinin lokması boğazında tıkandı. Kaldı dokuz.
Dokuz küçük Zenci geç yattı,
Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.
Sekiz küçük Zenci Devon'u gezdi,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Yedi küçük Zenci odun yardı,
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.
Altı küçük Zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük Zenci mahkemeye gitti,
Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört.
Dört küçük Zenci yüzmeye gitti,
Birini balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük Zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. Kaldı iki.
  İki küçük Zenci güneşte oturdu,
   Birini güneş çarptı. Kaldı bir.
     Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı.
     Gidip kendini astı. Kimse kalmadı.


                                                               Mutlu okumalar :)


                                

Muhteşem Yaratıklar / Muhteşem Karanlık / Muhteşem Kaos - Kami Garcia / Margaret Stohl (EPSİLON YAYINEVİ )

Bu yazıyı yazmamın sebebi kitabın konusunu anlatmak,yorum girmek bla bla değil aslında. Amacım biraz stres atmak,beyin hücrelerime yayı...