25 Kasım 2013 Pazartesi

Lux Serisi: Oniks - Opal - Köken / Jennifer L. Armentrout


Evet şuan tamda bu durumdayım. Bir Elena kadar iyi biri oluyorum (Yoksa bu durum değişti mi?) bir Katerina gibi kötülük kraliçesi kesiliyorum. Nedenim ise masumane. Lux serisi (şimdilik) bitti ve 5. kitabın ne zaman çıkacağı konusunda herhangi bir fikrim yok! Bu durumda haklı değilsem neyim?! Buradan Jennifer L. Armentrout'a sesleniyorum: Böyle heyecanlı bir yerde kitap bitirilir mi?!


Aslında bu yazıyı günler öncesinde yazacaktım. Kitap fuarı öncesi Obsidiyen'i okumuştum zaten. Serinin diğer kitaplarını ise fuardan aldım. Araya başka kitaplar girdiği için seri bir süre beklemede kaldı. Ta ki birkaç gün önceye kadar. Sonrası malum öncelikle Oniks'i bir çırpıda bitirdim. Hakkında bir şeyler yazmalıydım öyle değil mi? Ama yazamadım çünkü bir an önce Opal'i bitirmem gerekiyordu. Sonra da Köken'i... Sonuç olarak kısmet bugüneymiş. Ama tahmin edersiniz ki üç kitap arasındaki çizgiler artık belli belirsiz. Doğal olarak hepsini ayrı ayrı değerlendirmem olanaksız. 
Lux serisinin konusunu hepinizin bildiğini varsayıyorum. Yoksa öyle yapmasam mı?



Oniks'in arka kapağında şunlar yazıyor:


Opal'de şöyle: 


Köken ise şöyle:

Yorumuma gelirsek: Şuan ağlayabilirim. Tamam çok duygusal değiller ama bitti ve bu beni gerçekten üzüyor. Ben böyleyim işte. Bir seriye başlayınca ona bağlanıyorum, karakterleri öyle benimsiyorum ki onları ezer hale geliyorum. Benim seri okumam yasaklanmalı bence.
Daemon ve Katy arasındaki şey çok farklı. Bu tarzdaki diğer kitaplarda yer alan gerçeküstü çiftlerden çok daha gerçekçiler. Tamam bu ikisi de insan değil, yani en azından Daemon insan değil, Katy'nin durumlar ise biraz karışık ama çoook gerçekçiler. 
Neler oldu öyle yahu? Özellikle Köken'i ağzım açık, gözlerim pörtlek pörtlek okudum. Bir heyecanlı bir heyecanlı. Tamam ilk kitaptan itibaren okurken soluğum sürekli kesiliyordu ama SD, Daedalus falan karışınca işin içine heyecan an be an arttı. Kat'e neler yaptılar öyle. Daemon kediciğine bunların yapılmasına müsaade eder mi sanıyorlar cidden. 

Ehh biraz da spoiler:
Tam Dawson kurtuldu bunun üzerine Beth'ine kavuştu, artık mutlu mesut yaşarlar dedim; Kat'i ele geçirdiler. Hem de kıza ne işkenceler uyguladılar. Tamam böyle olmasını biraz Kat istedi. Vursana karşındakine bir tane. Elin elma armut mu topluyor? Bu ne vicdan! 
Archer'dan başından beri şüpheleniyorum. Yani iyi anlamda. Bizimkilere yardım edeceği belliydi zaten. Ama Köken olduğundan hiç şüphelenmemiştim doğrusu. Yani annem evin içinde gezinip sürekli olarak spoiler verene kadar. Evet annem benden önce okudu seriyi. Bundan sonra hiçbir kitabı benden önce okuyamaz!!!


Kitapla ilgili olan fragmanı da izledim. Hani Pepe Toth ve Sztella Tziotziosz'un oynadığı. Yeri gelmişken Jennifer'a yakıştıramadım. Deamon ve Kat'e yakıştıra yakıştıra bu tipleri mi yakıştırdın?! Ben beğenmedim açıkçası. Pepe Toth yine ehh, idare eder dedirtiyor ama o kız ne ya?! Bir de gerçek hayatta beraberlermiş. Ufak bir araştırma yaptım, eğer doğruysa kız çocuğa yaşıyla baya bir fark atmış.


Benim kafamdaki Daemon ve Kat çok farklıydı açıkçası. Ta ki bunları görene kadar. Tamam kitabın kapağında da bu çift var ama sadece kitap kapağı deyip geçiyorsun. Gerçek olduklarını bile düşünmemiştim ama işte karşımızdalar. Hayal gücümü yok ettin Jennifer!

En iyisi yazıyı burada noktalamak. Yoksa çok farklı bir boyuta sürüklenecek olaylar. Yukarıda yorum yaptım mı ki ben gerçekten? Pek emin değilim ama olsun. Daha çok içimi döktüm sanırım. Kafamda daha ne deli sorular var ama...

Şimdilik bu kadar. Yakın zamanda görüşeceğiz tekrar. Evettt Jennifer'ın diğer bir kitabı Saplantı ile geliyorum. Hemen sonrasında sırada Melez Sözleşmeleri var. 


Peki siz hala LUX serisini okumadınız mı?



HAPPY 50TH BIRTHDAY DOCTOR WHO!


19 Kasım 2013 Salı

KRİSTİN HANNAH // KIŞ BAHÇESİ


    Artık sona yaklaşıyordum. Kelimeler uçup gitmeye başlamıştı. Uçan kelimeler bir süre sonra yerlerini yağmur damlalarına bırakmaya başladı. Gözlerimden çiseleyen yağmurlar önümü sisle kaplamış, başkalarının hayatlarının son kırıntılarını öğrenmeme engel oluyordu. En sonunda yani yağmur dindiğinde ve ben başkalarının hayatlarından kırıntılar toplamaya devam edince ürperdim. Üşüdüm...

   Uzun zamandır beni ağlatabilen tek kitap Kış Bahçesi. Ben sadece onların yaşadıklarını okumadım. Onlarla birlikte yaşadım! Onlar üşüdü ben üşüdüm... Onlar ağladı ben daha fazla ağladım... Onlar gülümsediğinde ben onlardan çok güldüm.
   81 yaşında bir kadın. Kızlarına ömrü boyunca mesafeli davranmış. Onlarla yakınlaştığı sayılı anlar onlara masal anlattığı zamanlar. Masallar bile karanlıkta kalıyor. Anya kızlarına karşı ne kadar mesafeli ise kocasına karşı o kadar yakın. Sanki kızlarından esirgediği sevgiyi eşine olan sevgisine ilave ediyor. Ama her şeye rağmen soğuk kişiliğinden dolayı sevilmeyecek konumda olan Anya'yı bile benimsedim. Artık benimsemek ne kadar kolaysa... Kızlarına karşı bu kadar mesafeli bir anne daha görmedim. Sorun onları sevmemesi değil. Zaten kocasını bu kadar seven bir kadınının onun birer parçası olan kızlarını sevmemesi mümkün değil. Peki neden bu soğukluk? Sayfalar ilerledikçe nedenini anlıyorsunuz, hatta ona hak veriyorsunuz. Kaybetme korkusuna sahip bir kadın Anya. Ne kadar çok severse o kadar çok kaybediyor.
      Sayfalar ilerledikçe hem Anya ve kızlarının birbirlerine yıllardır olmadığı kadar bağlanmalarını görüyor hem de neden böyle bir kadına dönüştüğünü öğreniyorsunuz.


NOT: Bu kitap "Kış Okuma Şenliği" kapsamında hazırladığım listemde yer almaktadır.

16 Kasım 2013 Cumartesi

HARİKA BİR HAFTA = KİTAPLAR

     İki haftalık vize marotununun birinci haftasını geride bırakmış durumdayım. Gerçekten yoğun ve yorucu bir haftaydı benim için. Uzun zamandır yakalayamadığım bir tempo içerisindeydim. Ama nasıl desem, zevk almadım değil bu durumdan. Gerçekten bir şeyler yapıyormuş gibi hissettim kendimi. Sınavdan sınava koşturmak eğlenceliydi.


       Hal böyle olunca kitaplardan uzak kaldığımı düşünebilirsiniz. Ciddi ciddi günlerdir teknolojiden uzak olduğumu söyleyebilirim. Bir haftadır kullandığım tek teknoloji ürünü arabaydı ( Tabi artık teknolojiden sayılıyorsa. Sahi durum bu mudur?). O da zorunlu yani. İstanbul - Kocaeli arası nasıl gidip gelecektim. Ama asla kitaplardan uzak kalmadım. Aksine normal zamanda ayırdığımdan çok daha fazla zaman ayırdım kitap okumaya. Doğrusu şaşırtıcıydı bu durum benim için. Hem ders çalışıp, hem neredeyse günümün tamamını okulda geçiriyorken (Ki günümün tamamı okulda ya da yolda geçiyordu) bir de kitap okumaya bu kadar fazla ayırabilmek büyük bir sürprizdi benim içim. Bir kez daha anladım ki teknoloji zamanımızın çoğunu alıyor hatta yok ediyormuş. Bunu da anti parantez olarak belirtelim.
    Konumuza dönersek... Hazır kitap fuarı macerasını yeni arkamda bırakmışken elimde okunacak çok fazla kitap oldu doğrusu. Ben de yavaş yavaş kısaltayım dedim okunacaklar listemi. Tabi ki okumaya uzun zamandır merak ettiğim ama bir türlü alıp da okuyamadığım Sevimli Küçük Yalancılar serisinden başlayayım dedim. Altıncı kitap olan Tehlikeli'yi aldım elime ve kısa bir süre içerisinde bitirdim. Amacım sadece serinin bir kitabını okuyup sonrasında farklı kitaplara geçmekti. Bu seriye sonra devam edecektim. Ama tabi ki kendimi durduramadım ve yedinci kitaba yani Kalpsiz'e geçtim. O da bitti. Ve yine dayanamayıp ara kitap olan Sevimli Küçük Sırlar'ı okudum. Burada tekrar bir parantez açmak gerekirse, ara kitap her ne kadar Türkiye'de en son çıkan kitap olsa da kitapların içeriğine bakıldığından daha gerilerde yer alıyor. Yani altıyı ve yediyi okumadan önce ara kitap okunmalı.
    Üç  tane kitabı hızla okudum. Kitaplar hakkında yorum yapmayacağım. Zaten bayıldığım bir seri, hatta dizisini de izliyorum. Gerçi yorum yapsam yakınacak çok şey var. Mesela -A hala neden ortaya çıkmadı? Devamlı olarak sahte -A lar önümüze konuluyor. Her neyse...

   Seriyi şimdilik bitirdim (Bir sonraki kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Çok heyecanlı bir yerde kaldık doğrusu). Sonrasında durdum zannediyorsunuz ama öyle bir şey yapmadım tabi ki. Okunacaklar listem bu kadar kalabalıkken duramazdım. Önümde iki seçenek vardı. Ya Stalin'in İnekleri'ni okuyacaktım ya da Kış Bahçesini (LUX serisini ve diğerlerini sonraya bırakmaya karar verdim.). İki kitap hakkında ufak bir yorum araştırması yaptım. Hangisi daha çok beğenilmiş, yorumlar nasıl, falan filan. Stalin'in İnekleri Kış Bahçesine oranla daha yeni bir kitap olduğu için hakkında fazla yorum bulamadım açıkçası. Ben de Kış Bahçesi'ni okumaya karar verdim. Yani şuan elimdeki kitap "o". Her ne kadar hakkında kötü yorumlar okumuş olsam da benim için şuan harika gidiyor. Ve itiraf etmeliyim, araya hafta sonu girince okuma tempom düştü. Teknoloji yine iş başında!
    Her şeye rağmen yine de kendimi normalde çok daha fazla enerjik hissediyorum bu aralar. Bu enerjiyi de kitap okumaya yönelik harcıyorum. Umarım bu şekilde devam eder. Yani harikayım! Peki bu aralar sizler ne okuyorsunuz?


                                                                                                                Sevgiler,
                                                                                                                    G. P.

9 Kasım 2013 Cumartesi

BİR KİTAP FUARI DAHA BÖYLE GEÇTİ

   




  Ve gerçekten üzgünüm. Neden bu kadar çabuk bitiyor? Gerçi hafta sonu boyunca devam edecek ama bu senelik benim için bitti. Bence fuar daha uzun sürebilir. Talep çok fazla gerçekten. Bu kadar kısa süre bir yerine daha mesela  bir ay boyunca devam etse ne güzel olurdu. Ziyaretçiler için hayırlı olurdu doğrusu. Dün fuarda çoluk çocuk kaynıyordu. Hayır, kitaplarla ilgilileri de yok, ortalıkta koşuşturup kayboluyorlar. Devamlı içlerinden birileri kayboluyor, koşuşturma başlıyor. İlk 15 dakikada baş ağrım beni ele geçirdi. 1 saatten fazla dayanmak mümkün değil zaten. O yüzden bende çabuk çabuk dolaştım yayınevlerinin standlarını. İyi ki listem hazırdı! Gerçi listemde değişiklik yapmadım değil fuardeyken. Listenin baya baya bir dışında çıktım. Ama yine de işe yaradı.
    En başa dönersek... Fuara gitmek için resmen şehirler arası yolculuk yaptım. Hayır zaten her gün Kocaeli'ye gidip geliyorum, bari fuar için okuldan kaçtığım gün bu kadar yol çekmeseydim. Anadolu yakasında oturuyorum ve Tüyap'ın İstanbul ile alakası yok. Resmen şehir dışına çıktık. Bir metrobüsten inip diğerine koştururken yorulmadım değil. Ama durakta birçok insanın yanıma gelip Kitap Fuarını sormaları hoşuma gitmedi değil açıkçası. Benim dışımda da birilerinin kitaplarla bu kadar ilgili olduklarını görmek müthişti.
   En sonunda fuara vardığımda ve kapıdan içeri girdiğimde şaşırmadım hatta deli olmadım değil. O ne kalabalık! Bütün okullar fuarı ziyaret etmek için Cuma gününü bulmuşlardı resmen. Ben de bir an önce koşuşturmaya başlayayım dedim kendi kendime. Başta da söylediğim gibi üstünde değişiklikler yapmış olsam da listem hazırdı ve bu listenin değişmezleri vardı. Bu değişmezlerden birkaçını almak için öncelikle Martı Yayınevinin standına koştum. Şunu da belirtmeliyim: Uğramak istediğim çoğu yayınevinin standı 2. salondaydı. Bu yüzden işim kolaylaştı. Martı'nın standından hem kendim için hem de annem için almam gereken kitaplar vardı.


   
     Sevimli Küçük Yalancılar serisinin daha önceki kitaplarını okumuştum zaten. Devam etmemek olmazdı. Ben de hemen koşturup Tehlikeli , Kalpsiz ve ara kitap olan Sevimli Küçük Sırlar'ı aldım.



Değişim annem için aldığım iki kitaptan ilki. Ben henüz ilk kitabını okumadım ama annem okudu ve beğendi. Devam etme kararı aldığı için de bu kitabı aldık. Bir gün ben de okuyabilirim (sıra gelirse) umarım.


Martı standından sonra tabi ki DEX'e koşturdum. LUX serisinin 1. kitabı olan Obsidiyen'i okumuştum ve devamını deli gibi merak ediyordum. Hemen gidip Oniks, Opal ve Köken'den birer tane kaptım.


Kontes ise annem için aldığım 2. kitaptı. Ve sadece 4 TL! İlk gördüğümde gözlerime inanamadım tabi. Ama DEX standında 4 TL'ye alabileceğiniz daha birçok kitap var.


DEX'ten sonra sıra DeliDolu'ya geldi. Ally Condie'nin üç kitap oluşan serisinin ilk kitabı olan Eşleşme'yi okumuştum zaten. İkinci kitabın çıkacağından haberim bile yoktu. Daha birkaç beklemiyordum açıkçacı. Tabi geçen hafta fuarda satışına başlanıldığını öğrendim ve birkaç günlük beklemeden sonra Yol kitabına kavuştum.


Yıllardır fotoğraf çekerim. Her ne kadar amatör olarak bu işle uğraşsam da ileride fotoğraf çekmek ile ilgili ciddi düşünüyorum. :) Durum bu iken ben de NTV standına gittim ve "Fotoğrafı Düşünmek" kitabını aldım.



Sonrasında yine bir koşuşturmaca ve küçük çapta bir savaş başladı. Penguen standı o kadar kalabalıktı ki ne var ne yok görene kadar baya uğraştım. Sonuç olarak aldıklarım şunlar:




                                                 Evettt.... T-shirt de aldım. :)



Penguen'e uğrayıp Uykusuz'a uğramamak olmazdı değil mi?!




Ve son vuruş! 


Bunlar da hediyelerim. :)


Ve sonuç!



Çok daha fazlasını almak isterdim açıkçası ama öğrencilik hali işte, bütçem bu kadardı. :)

İşte bir Kitap Fuarı daha böyle geçti. Harika bir gün geçirdim. Önümüzdeki seneyi sabırsızlıkla bekliyorum. Bu sefer yanımda tekerlekli bavulla falan gideceğim. Kitapları almak güzeldi de eve kadar onca kitabı taşımak beni biraz zorlamadı değil. Her şeye rağmen değerdi. :) Peki içinizde kitap fuarına gidenler var mı?





4 Kasım 2013 Pazartesi

OKUMA ŞENLİĞİ / KIŞ (3 KASIM 2013 - 3 MART 2014)


Okuma şenliği başlıyor. Benim ilk kez katılacağım bu okuma şenliğiyle kış aylarının baya renkleneceğini düşünüyorum. Picuccia tarafından başlatılan bu şenlikte birbirinden güzel kitaplar hayatıma renk katacak. Eğer okuma şenliği ile ilgili bilgi edinmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.
Birbirinde ilginç kategorilerin yer aldığı bu şenlikte, ben de okunacaklar listemi hazırladım. Umarım herkes için harika bir dört ay geçer.

1. Altın Kitaplar Yayınevi'nden çıkan bir kitap okuyanlara (10 puan) / Agatha Christie / 16.50 Treni

2. Kütüphaneden ödünç alınan ya da sahaflardan alınmış bir kitap okuyanlara (10 puan) / Herman Merville /Moby Dick

3. Kitap isminde bir adı olan kitap okuyanlara (10 puan) / Henri Charriere / Kelebek

4. 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara (15 puan) / Stephen King / Kubbenin Altında

5. Nobel Edebiyat ödülünü kazanmış bir yazarın kitabını okuyanlara (15 puan) / Jean-Paul Sartre / Bulantı

6. Türk Edebiyatında klasik olarak kabul edilen bir kitap okuyanlara (15 puan) / Henüz belli değil

7.  Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından kitap okuyanlara (15 puan) / Sofi Oksanen / Stalin'in İnekleri ( Fin Edebiyatı)

8. Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup, filmini izleyenlere (20 puan) / Margaret Mitchell / Rüzgar Gibi Geçti

9.  Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan ya da konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara (20 puan) / Kristin Hannah / Kış Bahçesi

10. Yasaklanmış bir kitap okuyanlara (25 puan) / Gustave Flaubert / Madam Bovary ( 1856 tarihli roman Fransız halkının ahlaki değerlerine saldırdığı gerekçesiyle yasaklandı, yazarı yargılandı.)

11. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara (25 puan) / Can Dündar / Sarı Zeybek

12. Yayınlanmış en az 5 kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara (25 puan) / Virginia Woolf / Dışa Yolculuk

13. Bir biyografi ya da otobiyografi okuyanlara (25 puan) / Mina Urgan / Virginia Woolf

14. Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez basılmış bir kitap okuyanlara (30 puan) / Mina Urgan / Bir Dinozorun Anıları (1998)

15. Bir üçleme ya da aynı seriden 3 kitap okuyanlara (40 puan) / Jennifer L. Armentrout / LUX Serisi (2., 3. ve 4. kitapları Oniks, Opal ve Köken)


NOT: Listede değişiklik yapılabilir.


3 Kasım 2013 Pazar

BİR YAZAR İNCELEMESİ: ANNE RİCE

                                                         


    Vampirlerle ilgili yazmak zor iş. Hele popüler kültürün hezimetine uğramamış, ayakta kalabilecek vampirler yaratmak daha da zor bir iş. Bugün halen kitaplarıyla adından bolca söz ettirebilen Anne Rice bunu başarmış sayılı yazarlardan biri.
    Anne Rice 4 Ekim 1941'de İrlanda asıllı Katolik bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Louisiana'da doğdu ve hayatının büyük bir bölümü bir kısmını bu bölgede geçirdi. Öyle ki yazdığı romanlarda Louisiana'nın etkisinde kalmıştır. ( Anne Rice hakkında ayrıntılı bilgi için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Anne_Rice )
   Anne Rice kitaplarında yalnızca Vampirlere yer vermemiş Cadılar ve Mumyaları da gerçek efsanelerinden koparmadan hafızalara kazınan hikayeler ortaya çıkarmıştır. Vampirle Görüşme ve Lanetliler Kraliçesi kitapları filmlere uyarlanmış Lestat ise Broadway Müzikali olarak sahnelenmiştir. Daha birçok kitabı beyaz perdeye uyarlanabilecek kalitede olmasına karşın bu iki filmle yetinilmiştir.
      Umarız diğer kitapları gözardı edilmez. Özellikle bir Pandora hayranı olarak onu beyaz perdede görmekten mutluluk duyarım.


                                       PANDORA



    M.Ö. 15. yüzyılda Roma'da dünyaya gelmiş bir kadın. 2000 yaşında bir vampir... Pandora!
    2000 yıldır bir aşkın peşinden sürükleniyor. Marius ve Lestat ile birlikte New Orleans'a hareketli bir yolculuk yapıyor.
    Yıllar sonrasında artık Marius'dan vazgeçmişken arkadaşı David'in ısrarıyla tüm hikayesini yazmaya karar veriyor. Geçmişi hatırladıkça Marius'a olan aşkı alevleniyor.

   Aslında bu kitabı okuyalı uzunca bir süre geçti. Ama hala üzerimdeki etkisi devam ediyor. Pandora benim için en gerçekçi vampirlerden biri. Hem de bize tarihi yaşatıyor. Eski dönemlere dönüyoruz. O zaman ki yaşayış tarzlarını öğreniyoruz. Pandora kendi içinde büyüdükçe biz de onunla birlikte büyüyoruz.
   Şimdi oturmuş Pandora'yı hatırlamaya başladıkça ona olan özlemim de büyümüyor değil! Sanırım onunla birlikte yeniden yaşamaya hazırım.


                            VİTTORİO

   

    
     "Küçük bir çocukken korkunç bir rüya görmüştüm. Rüyamda kardeşlerimin kesik başlarını kucağımda tutuyordum. Kocaman, kıpır kıpır gözleri ve kızarmış yanakları dışında tamamen hareketsiz ve sessizdiler. Benimse adeta dilim tutulmuş, kucağımdaki bu korkunç görüntüye bakakalmıştım.
       Ve bir gün rüyam gerçek oldu. Ama kimse ne onlar ne de benim için ağlayabilir artık, çünkü isimsiz olarak gömülmelerinden bu yana beş yüz yıl geçti. 
                          Ben bir vampirim.
                           Adım Vittorio..."

      Vittorio kendi hikayesini bu satırlarla yazmaya başlarken sizi daha ilk sayfadan ele geçiriyor. Daha sonrasında kitabı elinizden bırakmanızın imkanı yok. Pandora'dan çok daha genç olan Vittorio yaşadıklarıyla onu hikayesini aratmıyor.  
       Kalemi tutan Anne Rice olunca Ortaçağ'ın Floransa'sında Vittorio ile gezinmekte pek keyifli oluyor. Her ne kadar bugün Anne Rice dediğimizde ilk başta sayılan kitaplarından olmasa da, Vittorio kendisini sevdirmesini biliyor. Artık bir kan emiciyi ne kadar sevebilirseniz!
   


VAMPİRLER

 

                        

   Size Pandora, Vittorio, Lestat, Dracula, Anita Blake desem! Bazıları avcı bazıları ise avın ta kendisi. Ama tüm bu sıraladığım kitapların ortak noktası gücünü yüzyıllardır efsane olmuş bir türden almış olmaları. Yıllar sonra bile ilgisini kaybetmemiş, hem kült olarak nitelendirilebilecek eserlere konu olmuş hem de popüler kültürün yakasını bırakmadığı bir tür haline gelmiş sivri dişliler: Vampirler!
         Yıllar geçtikçe insanlar değişti, gelişti. Bir çağdan diğer bir çağa yolculuk yaptılar. İnsanlar nasıl zamanla değiştilerse vampirler de değişti. Dracula, Vittorio gibi canavarlar popüler kültürde birer melek haline geldiler. Öyle ki vampirler artık zarar veren bir topluluk değil zarar gören bir topluluk olarak görülmeye başlandılar. Artık insanlar onlardan değil onlar insanlardan kaçar hale geldiler. Kan emici insanlar! ( Vampirlerle tarihi hakkında daha fazla bilgi için http://tr.wikipedia.org/wiki/Vampir )
         Her ne kadar popüler kültüre uyum sağlayanlardan biri olsam da benim için gerçek vampirler canavar olarak nitelendirilenler. Ben kan emicilerden yanayım. Dracula, Vittorio, Pandora'dan yana... Gerçek vampirlerden yana...
         Vampirler hakkında yazılan ilk romanlara baktığımızda onlardaki saflığı görmek mümkün. Gerçek birer kan emici olmaları yanı sıra onlarında damarlarında saf kan akıyordu. Onlar popüler kültürden yara almadan sağ çıkabilmiş, yıllar sonra da şimdikini yerlerini koruyabilecek kan emiciler. Son yıllarda vampirler hakkında o kadar çok kitap yazıldı ki birbirlerini tekrarı olmaktan daha öteye geçemediler. Aksine vampir kitapları diye nitelendirilen kitaplarda, vampir olmaları geri plana atılmış durumda(Artık vampir olmaları gayet doğal karşılanmış). Başlı başına vampir de yeterli gelmemiş olacak ki bugün baktığımızda birçok vampir kitabında vampirlerin dışında birçok doğaüstü yaratıklara yer verilmeye başlanmış durumda.
          Gerçek vampirlere dönecek olursak... Bugün hala birçok okur tarafından geri plana atılmamış, aksine el üstünde tutulmuş olan Dracula, Pandora gibi vampirler. Bram Stoker, Anne Rice vampirler hakkında yazıp durmaktan kendini alamamışlar, bize artık kült olmuş birçok vampir kitabı hediye etmişlerdir. Bram Stoker her ne kadar Kont Dracula ile hafızalara kazınmış olsa da Anne Rice kitapları arasında herhangi biri özellikle ön plana çıkmamıştır. Vittorio, Pandora, Vampir Lestat, Vampirlerle Görüşme ve daha birçok kitabı bizim için eşdeğerdir.
          Her ne kadar popüler kültürle birlikte Vampirler farklı bir boyut kazanmış olasalar da yüzyıllar sonrada gizemini koruyan varlıklar olarak yola devam edeceklerdir. Anlamlarını yitirmeleri olanaksız. Onlar bir efsane!

1 Kasım 2013 Cuma

***İZLEDİKLERİM - 2*** Vampirler


                                                          The Originals              

     The Originals'ın henüz 1. sezonu yayınlanıyor olsada birçok kişi bu dizideki karakterleri çok yakından tanıyor. Klaus, Rebekah, Elijah hatta Hayley! Onlara hiç de yabancı değiliz.
     The Vampire Diares'on spin-off'u The Originals Kökenleri daha yakından tanımamızı ve bir yandan geçmişlerine dair daha fazla bilgi edinmemizi sağlıyor. Orjinal vampir ailesi belki de yüz yıllar sonra tekrar bir bütün oluyorlar. Halkın çoğunluğunu vampirler, kurtadamlar, kurtadam-vampir melezi, cadılardan oluşan bir New Orleans düşünün! The Originals her türlü doğaüstü varlığı kullanarak bize fantastik bir dünyadan çok daha fazlasını vadediyor.
     Spin-off'un başlangıç noktası ise tüyler ürpertici. Kurt kız Hayley köken vampirlerden biri olan melez Klaus'tan bir çocuk beklemektedir. Tam da bu sırada işler çığırından çıkar. Hayley bebeğini, Elijah ve Rebekah ailesi, Klaus New Orleans'ı, cadılar ise özgürlük istemektedir. Gizli savaş başlamıştır.


                                                             True Blood

     Hiç Güneyli Vampir Serisini duydunuz mu? True Blood'u duymamış olsanız bile bu kitap serisine illa bir yerlerde rastlamışsınızdır. En azından benim için öyle oldu. Güneyli Vampir Serisiyle başladığım yolculuk dizi versiyonunu keşfetmemle daha heyecan verici bir hal aldı.
    Bir kitap okurken içindeki karakterleri kendi kafanızda şekillendirdiğiniz olmuştur. Peki hayallerinizdeki karakterle kitaplardakiler hiç bağdaşmıyorsa? Şahsen True Blood'un ilk bölümünü izlerken hayalkırıklığı yaşadım. Cidden tüm vampirlerin peşinden koşturduğu, bayıldıkları Sookie Stackhouse böyle mi görünüyordu? Çok yakışıklı diye tanımlanan Bill Compton neredeyse vasat denilebilecek bir görüntüye sahipti. Ya Eric? Diğer karakterlere oranla daha kabullenilebilir olsa da yine de beklentileri karşılamıyordu. Ama her şeye rağmen dizi kendini izlettiriyordu. Yapılacak tek bir şey vardı. True Blood'u Güneyli Vampir Serisinin bir uzantısı olarak görmekten vazgeçmek! O zaman karakterlere yavaş yavaş alışabilmeye başladım. Diziyi izlemek daha katlanılabilir bir hal aldı benim için. Kitaptaki Sookie ile dizideki Sookie aynı kişiler değillerdi. Sadece bir isim benzerliği. Bütün karakterlerin ismi aynıysa bile ne olmuş yani! Ortada müthiş bir tesadüf var.
    Her şey bir yana True Blood'un yeri benim için çok ayrı. Diğer vampir yapımlarının aksine tüm Dünya vampirlerden haberdar. Hiçbir vampir saklanmak zorunda değil. Sahi dizinin konusunda doğru düzgün bahsetmedik öyle değil mi? Bon Temps isimli küçük bir kurgusal kasabada yaşayan, geçimini garsonluk yaparak sağlayan telepatik kızımız Sookie Stackhouse her şeye rağmen normal bir yaşam sürdürürken (Telepatik ama normal bir yaşam. Hadi oradan!) diğer insanlara göre vampir işlerine biraz daha fazla karışıyor. Tüm dünyada vampirlerin bilinmesine rağmen daha önce kasabalarına herhangi bir vampir uğramamış olduğundan dolayı onlardan herhangi birini görmek için yanıp tutuşuyor. Peki ne oluyor dersiniz! Sookie önüne çıkan ilk vampire aşık oluyor! Sonrasın olaylar olaylar...


                                                    The Vampire Diares

     Spin-off'undan bahsedip ana diziden bahsetmemek olur mu hiç? Kendi spin-off'una sahip olduğuna göre The Vampire Diares'ın kendini tüm Dünyada kanıtlamış bir dizi olduğunu az çok tahmin edersiniz. Ülkemizde de CNBC - e kanalında yayınlanan The Vampire Diares The Originals'a oranla (şimdilik) daha bir pembe dizi tadında. Yanlış anlamayın, böyle söylüyorum çünkü kimin eli kimin cebinde belli değil. Yoksa tabi ki pembe diziyle alakası yok.
     Dizinin ana karakterlerinden biri olan Elena Gilbert (hiç şaşırmayacaksınız) vampir olan Stefan Salvatore'a aşık oluyor. Tabi Elena Stefan'ın vampir olduğundan habersiz. En azından kısa bir süre! İntikam almak için kasabaya dönen Stefan'ın erkek kardeşi Damon ise işleri karıştırmaya başlıyor.
    Şuan 5. sezonu yayınlanan dizideki karakterlerin yıllar içinde geçirdikleri değişime inanamayacaksınız. Elena'dan Stefan'a, Damon'dan Caroline'a herkes bambaşka bir insan (Ya da vampir) olup çıkıyor. Yine şunu da belirtmeliyim bu dizi de bir kitap uyarlaması. Kitabını da merak edenler olursa diye belirtelim: Kitap serisi de aynı isimle basıldı.

     Şimdilik bu kadar. Ama devamı gelecek! İyi seyirler :)

29 Ekim 2013 Salı

LUX 1 // OBSİDİYEN


Kitap adı: Obsidiyen
Orjinal adı: Obsidian
Bağlı olduğu seri: Lux 1
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Yayınevi: DEX
Sayfa sayısı: 354
Baskı: 4. Baskı/ 2013


     Her şeye yeniden başlamak nasıl bir duygu? Kat'e göre, her şeye yeniden başlamak berbat bir şey. Hele de yan komşusu çekici, ukala ve uzaylı olan Daemon ise. Tüm bunların üzerine bir de kelimenin tam anlamıyla öküzse!
    Kat 17 yaşında genç bir kız. Babasının ölümünden 3 yıl sonra annesi ile birlikte Batı Virginia'ya taşınır. Önceleri çok sıkılır, yapacak bir şey bulamaz. Kitap blogu yazan biri olarak internetin bağlı olmaması da ayrı bir sorundur onun için. Yan komşuları Daemon ise ona kötü davranmakta, onunla arkadaş olmak istememektedir. Tabi Daemon'ın kız kardeşi Dee kendisinin aksine Kat'in arkadaşlığını gerçekten istemektedir. Sevgili öküzümüz Kat'i kurtarmak isterken üzerinde iz bırakırken onu hem onu hem de kendilerini tehlikeye atmıştır. Düşmanları olan Arumlar artık Kat üzerindeki izi görebilecek ve kendilerine ulaşabilecektir. En azından üzerindeki iz yok olana kadar Kat Daemon'un yanından ayrılmamalıdır.
      Asıl hikaye bundan sonra başlıyor zaten. İkisi de birbirinden nefret ettiklerini iddaa etselerde aralarındaki çekim gözden kaçmıyor. Zaten ara sıra ufak tefek yakınlaşmalar olsada hep kıyısından dönüyorlar.
      Birçok yerde Alacakaranlık serisi ile çok benzediğini okudum ama açıkcası ben bir benzerlik bulamadım. Tabi Kat'in Bella'nın vampirleri çok kolay kabul ettiği gibi kendisinin de uzaylıları hemen kabul etmesi dışında. Ama dediğim gibi bunun dışında bir benzerlik yok. Kitabı bir solukta okuduğumu da inkar edemem. Aslında Kitap Fuarında almayı plandığım kitaplardan biriydi (biri daha) ama dayanamadım aldım ve okudum. Pişman değilim. Serinin 3 kitabı daha var ve ben onları fuardan almayı planlıyorum.
      Şunu da açıkça belirtmeliyim ki birkaç saat eğlenmenizi sağlayacak bir kitap olsa da size bir şey katabileceğini söyleyemem. Edebi anlamda yani! Kötü olduğunu söyleyemem asla. Zevkle okuyacağınızdan eminim. Bu aralar siz neler okuyorsunuz? :)

28 Ekim 2013 Pazartesi

***İZLEDİKLERİM***

 
        Uykusuz gecelerin yorgun sabahları sizin için ne ifade ediyor? Finallere çalışmak, ödev yetiştirmek ya da çalışan biriyseniz proje hazırlamak vs? Bunlardan hiçbiri değil mi? Benim için iki tane anlamı var. Ya bir kitabın heyecanına kapılmış sözcüklerin derinliklerinde yüzmüşümdür ya da yoğunluktan bir türlü izlemeye vakit ayıramadığım dizilerimin bölümleri birikmiş ve onları izlemişimdir. İşte bugün kitap okumak dışında yaptığım şeylerden biri hakkında yazmak istedim. Hali hazırda takip ettiğim diziler... 
       Pek fazla televizyon izlemem. Hatta hiç izlemediğimi söyleyebilirim. Çünkü televizyon bir şeye bağımlı yaşamaktır. Size sunulan birkaç programdan, diziden, yarışmadan, filmden birini seçer ve onu izlemek zorunda bırakılırsınız.  Bu yüzden ben ilgimi çeken bir film, dizi olduğunda onu internet üzerinden takip etmeyi seviyorum. Peki bu diziler neymiş?


The Carrie Diares

Sex and the City dizisinin/filminin Carrie'sinin gençliği karşımızda. 30lu 40lı yaşlarını biliyoruz peki sizce 80'lerin Carrie Bradshaw'ı nasıldı? Henüz Manhattan'a gerçek anlamda adım atmamış, hayallerini süsleyen yaşama daha kavuşamamış bir Carrie. Büyüleyici şehir New York'a nasıl giriş yaptığını, arkadaşlıklarını, ilk aşkını, hayal kırıklıklarını yani kısacası onun gençliği hakkındaki her şeyi bu dizi sayesinde öğrenebilirsiniz.
Peki diğer gençlik dizilerinden farkı ne? Öncelikle 80'leri yaşamamış olanlar için o büyülü yıllara geçmişe yolculuk şansı tanıyor. Şahsen ben 80'leri yaşayamamış biri olarak bu fırsatı kaçırmak istemedim. Ayrıca Carrie ile ortak bir noktamız da var. Henüz ben o fırsatı yakalayamamış olsamda (hele hele onun gibi genç bir yaşta artık yakalama şansım olmada) dergide çalışmak benim de hayalim. Gerçi benim seçimim Interview gibi bir moda dergisi olmasada Carrie'nin gerçeği benim hayalim...


Pretty Little Liars

5 kız... Bir arkadaş grubu... Aria, Hanna, Spencer, Emily ve tabi ki  öldürülen arkadaşları Alison! Peki bu 4 kızımız 5.leri olan Alison kaybolduktan (cesedi 1 yıl sonra bulunuyor) 1 yıl sonra kim olduğunu bilmedikleri birinden "-A" imzasıyla mesajlar almaya başlarlarsa! İşin daha ilginç yanı -A kızların hakkındaki, birbirlerinin bile bilmedikleri, her şeyi bilmekte. Yoksa bu -A çok yakınlarında olmasın. Hatta tahmin ettiğinizden daha yakın!
Diziyle aynı adlı kitap serisinden uyarlanarak diziye çekilen Sevimli Küçük Yalancılar'ı gerçekten çok seveceksiniz. Deneyin, pişman olmazsınız.

Glee

Ve karşımızda harika bir müzikal komedi... Glee... Bu Altın Küre sahibi dizimizin konusu kısaca şöyle: Will Schuester McKinley Lisesi Glee Kulübünü yeniden kurmaya karar verir. Tabi önünde birçok zorluk vardır. Popüleriteye son derece önem veren öğrenciler "ezikler" diye nitelendirdikleri kulübe dahil olmak istemezler. Kulüp öğrenci bulmakta zorlanırken bir de okulun amigo koçu Sue Slyvester'ın kulübü kapattırmak için elinden geleni yapar. Peki Glee Kulüp sizce hiç vazgeçer mi?

NOT: Dizideki Finn Hudson karakterine hayat veren Cory Monteith maalesef 13 Temmuz 2013 Cumartesi günü 31 yaşında Fairmont Pacific Rim Otelinde ölü olarak bulunmuştur. Dizi yeni sezonuyla devam etmektedir.

Awkward

Dizinin kahramanı 15 yaşındaki Jenna Hamilton yaşıtları arasında görünmez olduğunu düşünmektedir. Bir de bunun üzerine okulların açılmasına kısa bir süre kala banyoda geçirdiği ufak bir kaza sonucu hastaneyi boylamıştır kızımız. Tabi kimse kaza olduğuna inanmamakta kendi ailesi bile intihar etmeye çalıştığına inanmaktadırlar. Tüm bunların üzerine aşkta da şansız olan Jenna kendi yerini bulmaya çalışır.
Açıkçası harika diye nitelendirebileceğim bir dizi olmamasına karşın ilk bölümü izlediğinizde sizi kendisine bağlıyor ve sabırsızlıkla diğer bölümü beklemenize neden oluyor.




Doctor Who

Bu diziyi anlatmaya gerek olduğunu düşünemiyorum bile. Öncelikle böyle düşünmemin nedeni gelmiş geçmiş en sevdiğim dizi olması ve tabi ki 50 yıllık bir serüvene sahip olduğunu da unutmamak lazım. Kahramanımız DOCTOR ( Doctor devamlı aynı kişi değil. Devamlı değişmektedir. Şuana kadar toplamda 11 Doctor oldu ve gelecek sezonda dahil olacak 12. Doctor'un kim olduğu açıklandı.)( Doktor değil Doctor olarak yazmamın sebebi Doctor'un karakterin ismi/lakabı olması. Buradaki Doctor ünvan değildir.) zaman yolculuğu yapan bir uzaylı. Daha doğrusu o bir "Zaman Lordu". Yıllardır yardımcısıyla (kolay kolay yalnız kalmaz ve tabi ki yardımcılar da değişiyor) zamanda ve mekanda yolculuk yapmaktadır. Kült olarak nitelendirilebilecek bu dizi aslında 1963'de başlamış daha sonrasında bitmiş ancak 2005'de yenilenen versiyonuyla tekrar yayın hayatına başlamıştır. Başta da dediğim gibi anlatılabilecek bir dizi değil izlenecek bir dizi. Bence daha fazla beklemeyin ve izlemeye başlayın. Doctor'u, Rose'u, Amy'yi, Rory'yi, Dalekleri, Cybermanleri çok seveceksiniz.


Sherlock

Sherlock Holmes'u bilmeyen yoktur. Kitaplarıyla, filmleriyle hafızalara kazınan bu karakter şimdi dizisiyle karşımızda. Bildiğim kadarıyla daha öncede diziye uyarlanan bu karakter benim için 2009'da başlayan yeni versiyonuyla doruk noktasına ulaştı diyebilirim. Tabi bunda bu versiyondaki Sherlock'a hayat veren Benedict Cumberbatch'ı çok sevmemin de etkisi var. Sherlock Holmes bilmeyen birinin olmadığını düşünerek bu versiyon için yalnızca şu eklemeyi yapmayı uygun görüyorum: Bu dizide Sherlock modern teknolojiden yararlanan biri.


Şimdilik bu kadar! Hakkında bilgi vermek istediğim birkaç dizi daha var ama onlarda yarın artık. Yani henüz bitmedi, beklemede kalın. :)

Muhteşem Yaratıklar / Muhteşem Karanlık / Muhteşem Kaos - Kami Garcia / Margaret Stohl (EPSİLON YAYINEVİ )

Bu yazıyı yazmamın sebebi kitabın konusunu anlatmak,yorum girmek bla bla değil aslında. Amacım biraz stres atmak,beyin hücrelerime yayı...