25 Mart 2014 Salı

John Green - Alaska'nın Peşinde


     Bilindiği gibi 15 Martta "Bahar Okuma Şenliği" başladı. Geçen şenlikte araya başka kitapların girmesi dolayısıyla şenlik dahilindeki kitapları yetiştirememiştim. Bu sefer amacım sonuna kadar gitmek. Fakat bu dönem benim için oldukça yoğun geçiyor. Bu durum beni biraz zorlayacak. Bu sebeple vizeler başlamadan önce hızlı bir başlangıç yapmak istedim.
     Şenlik dahilinde okuduğum ilk kitap John Green'in kaleme aldığı Alaska'nın Peşinde. Açıkçası yazarın öncelikle "Aynı Yıldızın Altında" kitabını okumak istiyordum fakat kısmet olmadı (Daha önceki yazımda bunun nedenini açıklamıştım). Okuduğum yorumlara dayanarak John Green'in en iyi romanın da o olduğunu düşünüyorum ama büyük beklentiyle alıp okuduğum Alaska'nın Peşinde de beni hayal kırıklığına uğratmadı.
   Green adeta kalemini kırarak bizi gerçeklerle yüzleştirmiş. Belki biraz acımasız davranmış belki bizi üzmüş olabilir ama onun yazdıklarını bu kadar gerçekçi kılan da yazarın gerçekçiliği. Bu kitabı okumak istiyorsanız baştan uyarayım: Mutlu bir son beklemeyin. Hatta elle tutulur bir son da yok karşımızda. Kitabın son sayfasını okuyup kapağı kapattığınızda biten romanlardan değil. Aksine ne zaman ki son sayfayı okuyup kitabın kapağını kapatıyoruz asıl o zaman "onlar" için hayat başlıyor. Alaska için bile...
   Green kitabın son satırlarını kaleme alırken aklımdaki soruların birçoğunu yanıtlamış ama aynı zamanda önemli bir parçasını da yanıtsız bırakmış. Sanırım eksik kısımları kendi hayal gücümüz ile tamamlamamız gerekiyor. Sorun değil. Yazar bir anlamda açık bir kapı bırakmış önümüzde. Green'in kalemiyle eksik bıraktığı yerleri düşlerimizle istediğimiz gibi tamamlamak biz okurlara düşüyor.
    Son olarak şunları söyleyebilirim. Green kendini bir nevi kanıtlamış ama sanki düşlerinin yalnızca bir parçasını sunmuş bizlere. Bu kadarı da yeterli. Ama şimdilik.

15 Mart 2014 Cumartesi

Alışveriş VOL. 4

     Kitap kitap kitap... Napolyon Bonapart nasıl para para para demişse yüzyıllar önce, sanırım bizim de kitap kitap kitap dememiz gayet normal. Birkaç gün önce kütüphaneme şöyle bir bakayım dedim: kitap kitap kitap diye başladım yeni kitap yeni kitap yeni kitap diye devam ettim. Fark ettim ki son zamanlarda birçok kitap almışım. Yeni kitap gibisi yok tabi ki. Ben her zaman paramı son kuruşuna kadar kitaplara harcayan bir insan olmuşumdur. Bu durumdan da gayet memnunum. Memnun olmadığım şey bununla ilgili son zamanlarda herhangi bir post yayınlamamış olmam. Bende ne yaptım? Son zamanlarda aldığım kitapları bir tarafa toparladım ve hemen hazırlıklara başladım.


 Öncelikle Cassandra Clare'in romanlarından başlayalım. Bir hevesle Kemikler Şehri'ni alıp okumaya başlayınca devamı da geldi. Önce Ölümcül Oyuncaklar serisi sonrasında ise kaçınılmaz olarak Cehennem Makineleri serisini aldım. Bu kitapların tamamını bir hafta gibi kısa bir sürede aldım. Tahmin edersiniz ki bütçem baya bir sarsıldı.


Bunlardan Kitap Hırsızı, Asil Kan, Köpek Düşleri ve İt Dalaşı kitaplarını birkaç gün önce bir süpermarketten çok uygun fiyatlara aldım. Asil Kan ve Kitap Hırsızı 10'ar TL iken diğer ikisine toplamda 12 TL verdim. Yani gayet uygun fiyatlara bu kitaplara sahip oldum. Kitap Hırsızı zaten uzun zamandır istediğim bir kitaptı. Böyle bir indirimle bu kitaba sahip olmak da bütçemin sarsıldığı bugünlerde bana iyi geldi.
Diğerlerine gelirsek: Yüz Karası Jonathan Holt'un Carnivia üçlemesinin ilk kitabı. İlk çıktığından beri devamlı olarak karşıma çıkan bu kitabı almadan olmazdı. 
Gareth Roberts'ın Doctor Who: Shada romanı hakkında bir şey söylemem gerek var mı? Tabi ki çıktığı ilk gün koştura koştura kitapçıya giderek kendisini aldım. Peki okudum mu? Hayır. Bu dönem okul beni bir hayli zorluyor. Her gün Kocaeli - İstanbul arası gidip geldiğim için de eve döndüğümde ölü gibi oluyorum. Dolayısıyla bu aralar pek fazla kitap okuyamıyorum. 
Senden Önce Ben, Böğürtlen Kışı, Elit ve Sonunda Ölüm Geldi ise doğum günüm vesilesiyle aldığım kitaplar. Hayır maalesef hediye değil. Kendi kendine hediye almayı sayarsanız değişir tabi.
Sana Soyundum ise niye aldığım dediğim kitaplardan. Yorum yok!



    Kemik Büyüsü'nü Kitap Hırsızı ve diğerleriyle birlikte süpermaketten aldım. İnanamayacaksınız ama bu kitap sadece 4.90 dı. Bir seriye dahil olan bu kitabı (Bakın bir seriye dahil diyorum hangi seri olduğunu bile bilmiyorum çünkü benim değil annemin takip ettiği bir seri.) maalesef okumayacağım. Bu kitabı anneme aldım ve takip ettiğim bir seri olmadığı için de ( Neden seriye başlamadığımı sormayın, ben de bilmiyorum.) benim pek bir işime yaramayacak. :(
    Avcı ise Jennifer L. Armentrout'un yazdığı Melez Sözleşmeleri serisinin 5. ve son kitabı. En kısa sürede okumam gereken kitaplar arasında yer alıyor ama sonuç ne olur bilemeyeceğim. Hayırlısı :D


Bu iki kitabı ise henüz bugün aldım. Agatha Christie tüm kitaplarına sahip olmak istediğim yazarlardan biri zaten. Kitapçıya gitmişken bir A.G. romanı almadan çıkmak olmazdı zaten.
John Green'in kitabına gelecek olursak: Aslında "Aynı Yıldızın Altında" kitabını almak amacıyla gitmiştim. Ama kalmamıştı maalesef. Yakınlarda başka kitapçı mı yok diyecek olursanız. Gittiğim alışveriş merkezinde toplam üç tane kitapçı bulunmakta ama bu kitapları aldığım kitabevinde % 30 indirim vardı. Dolayısıyla John Green diye de yola çıkınca bari Alaska'nın Peşinde'yi alayım dedim, pişman değilim.


Ve kitapların tamamı. Bu fotoğrafı birkaç gün önce çektiğim ve Ölüm Dalgaları ile Alaska'nın Peşinde'yi bugün aldığım için fotoğrafa dahil olamadılar. :D

Peki siz bu aralar kendinizi hangi kitaplarla mutlu ettiniz?

Bahar Okuma Şenliği 2014 (15 Mart - 15 Haziran)



      Bildiğiniz gibi 3 Kasım - 3 Mart tarihleri arasında Kış Okuma Şenliği yapılmış, başarısız katılımcılardan biri olmuştum. Maalesef listemi tamamlayamamıştım (Benim suçum değil, listemde yer almayan kitapların suçu. Şenlik kitaplarına sıra gelmiyordu bir türlü). Oysa bu sefer her şey farklı olacak (Dedim de ne yapacağım bakalım!) Bu sefer tamamlamayı umuyorum. Hem bu sefer daha hırslıyım, şenlik kitaplarına daha ağırlık vereceğim hem de Kış Okuma Şenliğine oranla daha rahat kategoriler var. Seçimlerimizi yaparken fazla kısıtlamalarla karşı karşıya kalmayacağız.
     Öyleyse "Bahar Okuma Şenliği" hazırlıklarımıza başlayalım. Kategorilerimi belirledim. Tabi ki geçen şenlikte olduğu gibi bu şenlikte de zaman zaman listem değişebilir. Daha iyi seçenekler çıkarsa karşıma neden olmasın, hayır demem. Gelelim bu şenlikteki listeme...

1. Kategori (10 puan) : Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitap okuyanlara.
John Green - Alaskanın Peşinde (Maalesef çevremde kitap aşığı herhangi bir arkadaşım yok. Hatta kendilerinin hayatları boyunca bir elin parmağını geçmeyecek kadar kitap okuyan (aslında okumayan) kişiler. Dolayısıyla bu kategorideki kitaba karar verirken sevgili blog arkadaşlarımın yorumlarından yola çıkaran karar vermek zorunda kaldım.)
2. Kategori (15 puan) : Bir şiir kitabı okuyanlara.
William Shakespeare - Soneler
3. Kategori (15 puan) : Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara.
Markus Zusak - Kitap Hırsızı (Bildiğim kadarıyla dört adet ödül kazanmış bir kitaptır. Bunlar: Deutscher Jugendliteraturpreis [ Merak etmeyin ben de okuyamadım :) ] / Ena Noel Award / Micheal L. Printz Award / Kathleen Mitchell Award.
4. Kategori (15 puan) : Bir öykü kitabı okuyanlara.
Richard Bach - Martı Jonathan Livingston
5. Kategori (20 puan) : Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara.
Joanne Greenberg - Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
6. Kategori (20 puan) : Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan kitap okuyanlara.
Mary Shelley - Frankenstein
7. Kategori (20 puan) : İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara.
Jennifer L. Armentrout - Avcı (Goodreads'e göre ilk kitabı 2011 yılında yayınlanmıştır.)
8. Kategori (20 puan) : Sinemaya uyarlanmış bir kitap okuyup filmini izleyenlere.
Jon Krakauer - Yabana Doğru / Film: Into Thé Wild - Özgürlük Yolu ( Kitap sinemaya farklı bir isimle uyarlanmış. )
9. Kategori (20 puan) : Kütüphanesinde ez uzun süredir okunmayı bekleyen o kitap. 
Charles Bukowski - Ekmek Arası
10. Kategori (25 puan) : Kendisi doğmadan en az 100 yıl önce yazılmış bir kitap okuyanlara.
Charles Dickens - İki Şehrin Hikayesi (1859) (İkisinden birine karar vereceğim.)
11. Kategori (25 puan) : Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Dostoyevski - Suç ve Ceza
12. Kategori (45 puan) : Aynı yazardan en az 1200 sayfa kitap okuyanlara.
Agatha Christie - Ölüm Dalgaları, Filler de Hatırlar,  Acı Kahve,  Üç Perdelik Cinayet, Ölüm Diken Üstünde, Çarpık Evdeki Cesetler.


3 Mart 2014 Pazartesi

2014 Okuma Hedefim - Son Durum



    Bildiğiniz gibi zaman çabuk akıp gidiyor. Durduramıyoruz maalesef. Yılın ilk gününü hatırlıyorum. Elime bir kitap almış, arındırılmış bir ruhla yeni hikayelere yelken açıyordum. Üzerinden 2 ay geçmiş. Halbuki daha dün gibi.
   Bugün bu postu yazmamın sebebi ise her yıl kendimize belirlediğimiz yıllık okuma hedefimiz. Ben 2014 yılı için kendime yüz [ 100 :) ] kitaplık bir hedef belirlerdim. Ve içinde bulunduğumuz 3.3.2014 tarihine dek bu hedefimde ne kadarlık bir ilerleme kaydettiğimi sizlerle paylaşmak istedim.
   Şimdiye kadar toplam 19 kitap okumuşum. Bunlar sırasıyla şöyle:

1) Sylvia Day - Sana Soyundum (Crossfire #1) (Puanım:1)
2) Neil Gaiman - Yolun Sonundaki Okyanus (Puanım: 5)
3) Aristo - Poetika (Finaller için mecburen okumak zorunda kaldı. Puanlama yapmadım.)
4) Kiera Cass - Beni Seç (The Selection #1) (Puanım: 4)
5) Uğur Gürsoy - Fırat 2 (Puanım: 3)
6) Stephen King - Kubbenin Altında (Puanım: 3)
7) Agatha Christie - 16.50 Treni (Puanım: 4)
8) PuCCa - Küçük Aptalın Büyük Dünyası (PuCCa Günlük #1) (Puanım: 2)
9) Sarah Jio - Böğürtlen Kışı (Puanım: 4)
10) PuCCa - Ve Geri Kalan Her Şey (PuCCa Günlük #2) (Puanım: 2)
11) Jojo Moyes - Senden Önce Ben (Puanım: 5)
12) Cassandra Clare - Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #1) (Puanım: 5)
13) Cassandra Clare - Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #2) (Puanım: 5)
14) Cassandra Clare - Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) (Puanım: 5)
15) Cassandra Clare -  Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #4) (Puanım: 5)
16)  Cassandra Clare -  Mekanik Melek (Cehennem Makineleri #1) (Puanım: 5)
17) Cassandra Clare - Kayıp Ruhlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #5) (Puanım: 5)
18) Cassandra Clare - Mekanik Prens (Cehennem Makineleri #2) (Puanım: 5)
19) Agatha Christie - Sonunda Ölüm Geldi (Puanım: 3)

    2 ay boyunca bu kitapları okumuş. Farkedeceğiniz gibi yedi tane Cassandra Clare romanı okumuş. E seriye başlayınca bırakmak kolay olmuyor. Şuanda da zaten Cehennem Makineleri serisinin son kitabı olan Mekanik Prenses'i okumaktayım. Kitaplar açısından Keyifli bir iki ay geçirdiğimi söyleyebilirim. Peki siz bu sene kendinize ne kadarlık bir hedef koydunuz ve hedef doğrultusunda nasıl bir ilerleme kaydettiniz?

27 Şubat 2014 Perşembe

Cassandra Clare - Cehennem Makineleri Serisi



      Ölümcül Oyuncaklar serisinin yan serisi olan Cehennem Makineleri başlı başına bizi etkilemekle kalmıyor ana seri ile ilgili duygularımızı çürütüyor. Bundan kastım şudur sevgili okurlar: Her ne kadar Ölümcül Oyuncaklar'ı okuduktan sonra içimden bundan daha iyisi yazılamaz dediysem de hemen arkasından Cehennem Makineleri'ni okuyunca ağzım açık kaldı. Evet, Cassandra Clare kendiyle ilgili olan tezimi sonunda kadar çürüttü. Kendisini sık sık yaptığım gibi alkışlamadan duramıyorum açıkçası.
     Henüz seriyi tamamlayamamış olsam da ( Mekanik Melek ve Mekanik Prens'i okudum ama Mekanik Prenses'i henüz alamadığım için okuyamadığım. Ne kadar mutsuz olduğumu siz tahmin edin artık.)
ona mükemmel demek zor değil. Etkileyici, baştan çıkarıcı ve daha birçok şey. Bu seri hakkında ne kadar şey söylesem az. Mekanik Melek ve Mekanik Prens'in konularını üstlerine tıklayarak okuyabilirsiniz.
    Cehennem Makineleri'ni daha çok sevmemin nedenlerine gelince şöyle sıralayabilirim:

1) Ölümsüz Oyuncaklar günümüzde geçiyorken Cehennem Makineleri 1800'lü yıllarda geçmekte. Geçmiş beni her zaman etkilemiş, kendine çekmiştir zaten. Tüm geçmiş diyemem tabi ki ama özellikle 18. ve 19. yüzyıla karşı büyük bir sempatim var. Dolayısıyla bir tık daha ön planda.
2) Ahh... Aşk üçgenleri her zaman ilgimi çekmiştir. Ölümcül Oyuncaklar'da bol bol aşk olduğu inkar edilemez ama orada herkes kendi aşkında meşkinde. Cehennem Makineleri'nde ise tam bir aşk çıkmazı var. Ana karakterlerimizden Tessa'ya gönlünü kaptıran Gölge Avcıları Will ve Jem'den bahsediyorum. Bu kadarı yetmezmiş gibi Tessa'da bu aşkta kararsız. Yani kendisi Will'e daha yatkın olsa da Jem'i de sevdiğini asla inkar edemiyor. Hatta 2. kitabın sonunda yaptığı şey ne o! BIG SPOILER! Tessa şu an karşımda olsa var ya! Ve Jem!


3) Will...William...Will...William Herondale... Yani kısacası Will'in ta kendisi. O simsiyah saçlar, laciverte kaça mavi gözler, o ten... Allahım sanki kitabı okurken Will de geçip karşımda oturmuş da ben onu görmüşüm de ilk görüşte aşık olmuşum sanki. Ama öyle ama :D 
4) Fantastik romanlar genelde günümüzde geçer. 1. maddede de belirttiğim gibi bu serinin 1800'lerde geçmesi kendisi için bir artı. Ama geçtiği dönemin atmosferini yazarın bize çok iyi bir şekilde yansıtıp, sanki tarihi bir roman okuyormuşuz tadı vermesi de cabası. 
5) Tamam Jace ve Clary fena değil, tamam Isabelle ve Simon da idare eder, tamam Alec'e bayılıyorum ama tüm bu kişilere rağmen Cehennem Makineleri'ndeki kişiler bana daha sıcak geliyor. Charlotte olsun, Sophie olsun, Will, Tessa ve Jem'i saymama gerek bile yok zaten.
6) Ölümcül Oyuncaklar serisinde Gölge Avcıları haricinde de birçok türle karşı karşıyayız ama kitabın Gölge Avcılarını överken diğer türleri el üstünde tuttuğu söylenemez. Tüm ana karakterler Gölge Avcısı. ( Magnus ve Simon'ı saymıyorum.) Cehennem Makineleri'nde ise ana karakterlerin çoğunluğunu Gölge Avcıları oluşturuyor olsa da esas kızımız Tessa Gray üzerinde herhangi bir iz taşımıyor olsa da İblis Efendisi. ( Öyle değil mi? Tahminimce son kitapta türü belli oluyordur ama ben henüz okumadığım için :( )
7) Ayyyy...Daha ne istiyorsunuz acaba?! Alıp okuyun işte mükemmelliğinin farkına varamadınız mı hala?! :P

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar Serisi


Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Fallen Angels
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #4
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  496
Baskı Yılı:      2013


Birkaç gün önce Ölümcül Oyuncaklar serisini okuduğumu belirterek ilk üç kitabı ( Kemikler Şehri, Küller Şehri, Camlar Şehri) hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. O yazımda da belirttiğim gibi ben bu seriye bayıldım kesinlikle. Araya başka herhangi bir kitap sokmadan serinin tamamını okudum. Bir solukta okuduğumu belirtmeme gerek yok sanırım :) 
Şunu net olarak söyleyebilirim ki: Bu seriye geç kalmışım. Kitapçıya her gidişimde gözüme çarptıkları halde onlara sırtımı döndüğüm için çok pişmanım. Ama bir yandan da bu iyi bir şey. Çok daha önce alıp okumuş olsaydım bu seriyi 6. kitabı çok daha uzun bir süre beklemek zorunda kalacaktım ki kitap Türkiye'de ne zaman çıkacak hiçbir fikrim yok.



Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Lost Souls
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #5
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  636
Baskı Yılı:      2014


(Malum uzun  süredir doğru düzgün blogla ilgilenemedim. Ve bu sürede birçok kitap okudum. Dolayısıyla hepsi hakkında ayrı ayrı yazı yayımlamaya kalkarsam bu çok uzun bir süre alır ve açıkçası ben okuduğum bütün kitaplar hakkında yazmak istiyorum. Dolayısıyla serileri bir bütün olarak ele alacağım. Zaten seri içerisindeki kitapları üst üste ve kısa bir sürede okunduğu zaman "hangi kitapta ne oluyordu" diye kafanız karışıyor.)

Heyecanın gittikçe yükseldiği bu seride 4. ve 5. kitabın benim için daha özel olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni daha iyi olmaları değil kesinlikle, serinin tüm kitapları aynı mükemmellikte. Onların daha özel  olduklarını söylememin nedeni, ilk üç kitaba oranlara içeriğinde çok daha fazka Alec - Magnus, Isabel - Simon ilişkililerini bulunduruyor olmaları. Seriyle ilgili ilk yazımı okuyanlar zaten bilir, kendisi eşcinsel olsa da, Alec karakterine karşı özel bir ilgim var. Kendisi benim için Jace'de daha ön planda. Tabi Will'e kadar böyle olduğunu söylemeliyim. Will tüm bakış açımı değiştirdi. ( Evet Will. Bu seride de birçok kez adı geçti ama kendisini asıl bu serinin yan serisi olan Cehennem Makineleri'nden tanıyoruz. Cehennem Makineleri serisinin ilk iki kitabını bitirdim. Onlarla ilgili yazımı da en kısa süre içerisinde yayınlayacağım. Tabi ki o yazımda William'dan bol bol söz edeceğiz.)

Kurgu açısından ilk üç kitaba göre daha mı iyiler? diye soracak olursanız. Bana göre tartışmasız en iyi kurguya sahip kitap 3. kitap olan Camlar Şehri idi. Benimle hemfikir olan birçok okur olduğuna da eminim. Tabi bunun nedenlerinden biri kitabın Alicante'de geçiyor olması olabilir. (Kitabı okumamış olanlar için Idrıs - Alicante Gölge Avcıları'nın ana vatanı.)
Bağımlılık yapan serilerden olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Seriyi bitirdiğinizde büyük bir boşluk hissedecek gözleriniz başka kitaplarda, gönlünüz yollarda 6. kitabı bekleyeceksiniz. Yani kesinlikle okunması gereken bir seri. Özellikle bağlanma sorunu yaşayanlar için asdfg :) Bazen her şeye rağmen bir şeylere bağlanmak ister insan. Ama son kez uyarmadan da edemeyeceğim. Bu seriyi okuduktan sonra aynen şu durumda olacaksınız! Aşağı lütfen.


Yani kısacası sevgili okurlar, bırakın beni ve seriyi okumak için koşun! Son olarak da Cassandra Clare'e bir alkış! Vayy bee cidden :D










PuCCa - Küçük Aptalın Büyük Dünyası / Ve Geri Kalan Her Şey



   Uzun, yorucu ve stresli bir gün geçirdiyseniz, hiçbir şeyin sizi rahatlatamayacağını düşünüyorsanız yapmanız gereken şey basit. Koltuğunuza oturun, kahvenizi yudumlayın ve PuCCa okumaya başlayın. Çünkü oldukça rahatlarken bir yandan da gülme krizlerine girecek, bazen sinirlenecek bazen de sövmeye engel olamayacaksınız.
   Hadi amaaa....Bu kitap bana ne katacak ki dediğinizi buradan duyabiliyorum. Sonuçta bu bizim beynimizde olan bir şey. Kendine bir şey katıp katamamak senin elinde.
   Ben sevdim açıkçası. Kendime bir şeyler katabildim mi? Evet. Belki çok önemli sayılabilecek bir bilgi vermiyor bu kitap bize. Ama PuCCa'nın yanlışlarından kendi doğrularımızı çıkartabiliyoruz.







    PuCCa'nın otobiyografisini okumak sandığınızdan daha eğlenceli olacak. Benim oldukça sıradan olan hayatıma oranla gerçekten renkli bir hayatı olduğunu söyleyebilirim. Benim hayatıma renk kattı mı bu kitap? Birkaç saat için evet. Son olarak şunu söyleyebilirim: İnatla bu kitabın size bir şey katmayacağını düşünüyorsanız unutmayın ki sizden alacağı bir şey de yok!

18 Şubat 2014 Salı

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar #Kemikler Şehri #Küller Şehri #Camlar Şehri

Bu seri diğer hiçbir seriye benzemiyor!
Gerçekten de bu serinin diğer serilerle alakası yok. Önümüze vampirleri, kurtadamları, iblisleri ya da zaman yolcuları gibi bilindik türleri sürmüyor. Tabi hepsi kitabın içerisinde mevcut (zaman yolcuları hariç) ama bizi bizden alan bunlardan hiçbiri değil. Bizim için yeni bir tür, yeni bir başlangıç: Gölge Avcıları.
Yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor.
Serinin ilk kitabı Kemikler Şehri daha ilk sayfalarında sizi kendisine bağlıyor. Bunu sağlaması da zor olmuyor gerçi. Sonuçta bize yepyeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Gölge Avcıları, İblis Efendileri, Unutulmuşlar ile tanışıyor, Vampirler, Kurtadamlar ve Perilerin çok daha farklı yüzleriyle karşı karşıya geliyoruz.
Ölümcül Oyuncaklar ile yetişkinler için kurulan Oyuncak Dünya
Serinin bize kapılarını araladığı dünyaya bir bakış atmaya gelirsek: On beş yaşındaki Clary Fray, New York'ta annesi ile birlikte bütün bu dünyadan hatta kendinin ne olduğundan habersiz bir şekilde yaşamaktadır. Ta ki bir gün en yakın arkadaşı Simon ile birlikte eğlenmek için gittiği bir mekanda cinayete tanık olan tek kişi olana kadar. Gölge Avcısı üç gencin bir iblisi öldürdüğüne şahit olan Clary'nin aslında onları görmüyor olması gerek. Çünkü Gölge Avcıları istedikleri zaman sıradanlara(insanlara) görünmeme yeteneğine sahip. Hal böyle olunca onların kızın peşini bırakmasını beklememiz saçma olur. Cinayeti işleyen üç Gölge Avcısından biri olan Jace onu enstitüye götürünce Clary'ye yepyeni bir dünyanın kapıları aralanıyor. Onunla birlikte biz de bu yeni dünya hakkındaki tüm gerçekleri öğreniyoruz.
Kemikler Şehri #1

Ölümcül Oyuncaklar dünyasına ilk kitap olan Kemikler Şehri ile hızlı bir dalış gerçekleştiriyoruz. Serinin bu ilk kitabında Gölge Avcıları ve diğer türlerle tanışıyor onların dünyalarına bir seyahat düzenliyoruz. Ölümcül Oyuncaklar dünyasının kötü adamı, öldü sanılan Valentine yıllar sonra ortaya çıkmakla kalmıyor, sanki Clary, Jace ve diğerlerinin dünyalarını cehenneme çevirmeye yemin etmiş gibi hareket ediyor. Tüm olup bitenlerden sonra artık bir eve sahip olmayan Clary ise enstitüde yaşamaya başlıyor. Enstitünün kapıları zor durumda olan bütün Gölge Avcılarına açık. Ama uzun yıllardır orada yaşayan sadece birkaç kişi var. Hodge, Jace, Isabelle, Alec ve Max ile birlikte onların anne babası yaşıyor. Evet, Alec, Isabelle ve Max kardeşler.
Şahsen kitapla ilgili düşüncelerim son derece olumlu. Alec ile ilgili düşüncelerim çok daha olumlu. Eminim seriyi okuyan birçok kişinin favorisi Jace'dir. Ama benim için (özel durumda rağmen) Alec bir numara! Özellikle filmini izledikten sonra bu düşüncem daha da güçlendi. Tabi bunda Alec karakterine can veren Kevin Zegers'ın da etkisi yadsınamaz.


Küller Şehri #2


 Serinin ikinci kitabı olan Küller Şehri ile birlikte büyük savaşa bir adım daha yaklaşıyoruz. Başı bir türlü dertten kurtulmayan Jace bir türlü sıkıntılarından kurtulamıyor. Ayrıca hem Jace hem de Clary öğrendikleri gerçeklere rağmen (spoiler!spoiler!) birbirlerinden vazgeçemiyorlar. Biz de ağzımız açık bir halde onların yaşadıklarına tanık oluyoruz. Ve savaş...Bizi bizden alan bu kitabın son sayfalarında ise elimiz kalbimizde tüm bu yaşananlara tanık oluyoruz.


Camlar Şehri #3

Serinin üçüncü kitabı ile birlikte Gölge Avcılarının dünyasına tam bir dalış gerçekleştiriyoruz. Çünkü bu kitapta onların şehri Idris'e yolculuk ediyoruz. Bu sefer bildiğimiz bir ülkede değil tamamen yepyeni bir dünyaya düşsel bir yolculuk gerçekleştiriyoruz. Bir yandan harika bir atmosfere tanık olurken çok daha tehlikeli bir savaşa hazırlık yapıyoruz.
Büyük sürprizlerle de karşı karşıya kaldığımız bu kitapla birlikte maceraya kaldığımız yerden devam ediyoruz.









Macera devam ediyor!
Seri toplamda altı kitaptan oluşuyor. İlk beş kitabın Türkiye'de yayımlanmasına rağmen altıncı kitap ile ilgili henüz netleşmiş bir bilgi yok. Bende bir yandan altıncı kitabı beklerken bir yandan da dördüncü kitap olan Düşmüş Melekler Şehri ile maceraya kaldığım yerden devam ediyorum. Eğer siz de bu maceraya dalış yapmak istiyorsanız Ölümcül Oyuncaklar sizi çağırıyor.

Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri filmi


Maalesef filmle ilgili düşüncelerim pek de olumlu değil. Eğer kitabını okumadan filmini izlemiş olsaydım çok daha fazla beğenirdim. Ama kitabı okuyup kafamda karakterleri canlandırdığımda ve izleyip de umduğumla karşılaşamayınca büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Alec tamam! Ama maalesef diğer hiçbir karakter kafamdaki ile uyumlu değildi. Olsun yine de izlemek çok keyifliydi.



Ve son olarak...





10 Şubat 2014 Pazartesi

Sarah Jio - Böğürtlen Kışı


   Kitapçıya her gittiğimde elime alıp incelediğim ve her seferinde, anlayamadığım bir sebepten ötürü, rafa geri bıraktığım kitaplardan biriydi Böğürtlen Kışı. Kitabı bitirdiğim an okumak için ne kadar geç kaldığımı düşünsem de aslında ne geçti ne de erken, tam zamanıydı. Kitabı okurken yeri geldi ağladım yeri geldi şok geçirdim. (Hatta yazarın notu kısmıyla bile beni ağlatabilen bir kitap oldu.) Asla gülmedim. Gülmem de gerekmezdi zaten. Her kitap sizi gülümsetmez, bazen yaptıkları tek şey, hayatın gerçeklerini yüzünüze vurmaktır. Bu kitap da gerçekleri tüm çıplaklığıyla yüzüme vurmayı görev edinmiş nadir romanlardan biriydi. Zaman zaman sebepsiz yere ağladım, zaman zaman karakterlerle empati kurdum, onların yerine geçtim ve sahip olmadığım bir çocuğu kaybettiğim için ağladım. Bazen off çektim yazara; bana imkansız aşkı bir kez daha hatırlattığı için.
   Sakınmamış sözlerini yazar. O an içinden ne geldiyse aktarmış kağıda. Kalemini asla eğip bükmemiş, dosdoğru tutmuş. Karakterlerini mükemmelleştirmeye çalışmamış, aksine Vera'ya olabilecek tüm eziyetleri çektirmiş. Belki de pek adil davranmamış ona, gereğinden fazla yüklenmiş Vera'ya. Ama sonuçta harika bir kitap çıkarmış karşımıza.
   Her ne olursa olsun uzun zaman sonra beni ağlatabilen bir kitap okudum Sarah Jio sayesinde. Kalemine sağlık demek düşer bize.



43. SONE

       Seni nasıl seviyorum? Anlatmaya başlayayım mı?
Seni derinlikler ve yükseklikler kadar seviyorum
Ruhum duygularımın ulaşamadığı noktalara kadar ulaşıyor
Varlığını ve zerafetini seviyorum
Ben seni günlerin ötesinde seviyorum
Güneş ve mum ışığı kadar çok
Seni özgürce seviyorum bir erkeğin hakkı olduğu gibi
Seni safça seviyorum bu övülmeye değmez mi?
Şehvetle seviyorum
Eski üzüntülerim adına seviyorum seni çocuk ruhumla
Kaybedebileceğim kadar seviyorum
Bütün azizler adına nefesimi tutarak seviyorum
Gülüşler, gözyaşları kadar çok ve Tanrı izin verirse
Seni öldükten sonra bile seveceğim.

Elizabeth Barrett Browning





31 Ocak 2014 Cuma

Agatha Chistie - 16.50 Treni



   Geri döndüm... :) Uzun zamandır kitaplarla ilgili post yazmıyordum farkındaysanız [Umarım yokluğumu farketmişsinizdir :( ]. İki hafta finallerle cebelleş, sonra bütünlemelere kal, onlara git gel derken bir türlü okuduğum kitaplarımı yorumlayamadım maalesef. Hiç kitap okumadığımdan değil, aksine bu sürede araya birçok kitap sığdırmayı başarmışım  ama yazı yazacak zaman bulamadım bir türlü. Kütüphanemde okunmuş kitapların hepsi bir yerde toplanmış, yorumlanmayı bekliyorlar. Neyse artık yavaş yavaş yazılarımı yazacağım. Öncelik olarak "Kış Okuma Şenliği" dahilindeki kitapları yorumlayacağım. Ayın 3'ü geldi çattı. Biliyorsunuz ki rapor verme zamanı yaklaştı. :) Bugün sizlere 16.50 treninde bahsedeceğim.
   Uzun bir aradan sonra Agatha Christie okumalarıma geri döndüm. Sahi üç aydan fazladır Agatha Christie okumuyordum. Bu nasıl bir boşluk yaratmış bende anlatamam. Agatha canmış meğerse. (16.50 Treni'ni e-kitap formatında okudum ve bir kez daha anladım ki elde tutulabilen kitap candır.)
    Esas rotamıza dönecek olursak A.C. yine harika bir iş çıkarmış. Karakterler, kurgu beni benden aldı. Özellikle Lucy Eyelesbarrow karakterine bayıldım. Bir Miss Marple romanı olmasına rağmen benim için bu kitabın bir numaralı karakteri Lucy'dir. Gerçi onun yerinde olsam o tarz bir hayat tarzı mı seçerdim bilmiyorum ama kendisini takdir etmiyor değilim.
   Kısaca kitabın konusundan bahsedecek olursak: Elspeth McGillicudy arkadaşı Miss Marple'ın ziyaretine gitmek amacıyla trene biner. Yolculuk sırasında aynı yöne gittikleri başka bir trenle yan yana geldiklerinde şans eseri diğer trende işlenen bir cinayete tanık olur. Buna kimseyi inandıramaz, onun hayal gücünün bir ürünü olarak bakarlar. Belki de bu tutumları normaldir çünkü ortada ceset falan yoktur. Polislere göre ortada herhangi bir ceset olmadığı için cinayet de yoktur. Yaşlı kadına yalnızca arkadaşı Jane Marple inanır ve söz konusu olan Jane Marple olduğuna göre; onun bu işin peşini bırakacağını düşünmek olanaksızdır.
  Öncelikle baştan söyleyeyim: Agatha Christie'nin okuduğum her kitabında katil hakkında bir fikir yürütebildim. Bazen birkaç kişi geçti aklımdan ama elbet biri tutuyordu. 16.50 Treni'nde  yine birçok kişiyi katil olmakla suçlamama rağmen aklımdan asla geçmeyen tek isim katil çıktı ya bravo Agatha dedim. O ana kadar adam hakkında herhangi bir şüphe yokken bir anda bütün oklar adamı gösterdi. Sonrasında dedim ki: "Anammm bu adamın katil olduğu baştan belliymiş." Tabi Agatha Christie Miss Marple aracılığıyla her şeyi anlattıktan sonra bu kanıya vardım. Bu açıdan kendisini kutlamak lazım. Kitap boyunca sağ gösterip sonunda sol yanımdan vurdu beni.
   Kitabı elinize aldığınızda asla bırakamayacağınızın garantisini verebilirim. Gerçi bu durum bütün Agatha romanları için geçerli.
   Son olarak sorarım sana Agatha: Lucy hangisiyle mutlu sona ulaştı? :)

28 Ocak 2014 Salı

İyi ki Doğdun Baba... Keşke Gitmeseydin...


 
      2 yıl...7 ay...9 gün... Tam da bu kadar zamandır eksiğim... Bu kadar zaman geçti ama gözlerim ve kulağım hala kapıda. Bir gün kapı çalacak, ben koşarak kapıyı açacağım ve karşımdaki herhangi biri değil, sen olacaksın. Hala umudum var dönersin diye... Sanki ölmedin de sadece birkaç günlüğüne gittin... Ama bu gidiş diğerleri gibi değil, çok uzadı. Dönüşü olmadığının da farkındayım, elinde değil. Elinde olsa, biliyorum, bizi bırakıp gitmezdin.
     Ben hasta bir şekilde yatağımda yatarken sen başucumda beklerdin. O zaman belki ben de üzülürdüm kendi halime, ben de düşünürdüm belki ölebilirim diye. Ama artık sen yokken hastalığın, ölümün de bir önemi yoktu. Korkmuyordum, ölsem ne olacaktı ki? Sen de ölmüştün... Belki o zaman yanına gelebilirdim. Her ne kadar ölümüne inanamasam da buluşurduk gökyüzünde. Ancak yanına gelebilirsem kabullenebilirdim gidişini.
    Neredeyse 3 yıl oldu... Ama hala içimdeki boşluk olduğu gibi duruyor. Kalbim hala parça parça. "Biraz olsun iyileşmedi mi" diye sorma! Hayır iyileşmedi çünkü, hala aynı durumda. Birçok şey atlattım sen gittiğinden beri. Hala idrak edememiş olsam da ölümü bile yendim belki de. Ama senin gidişini yenemedim hala. Sen gittin... Kalbim gitti...
    Artık o kadar da küçük değilim biliyorum. 22...Şurada 23'e kaç gün kaldı? Ama kaç yaşında olursa olsun insan, değişmiyor maalesef. Acı aynı. Arkadaşlarla oturup sohbet ederken nereden geliyorsa konu yine babalarına geliyor. Hepsi anlatmaya başlıyorlar bir bir babalarını: Benim babam şunu yapar, benim ki bunu... Tam ben seni anlatmaya başlayacağım: Diyeceğim benim babam da şöyle... Ama benim babam gitti... Belli etmemeye çalıyorum yaralandığımı. Gülümsemeye devam ediyorum. Hayat bu ya... Etrafımdaki herkes babasını anlatıyor bana Anne değil, kardeş değil...Baba... Tabi ki kalbim acıyor ama ses çıkarmıyorum. Ne diyebilirim ki? "Benim babam öldüğü için babalarınız hakkında konuşmanızı yasaklıyorum" mu diyeyim? Diyemiyorum tabi ki ve susuyorum.
     2 yıl... 7 ay... 9 gün... Birkaç saat eksik ya da fazla. Sonuçta sen gittin. Eğer gitmeseydin bu akşam toplanıp seni izlerdik. Sen mumları üflerdin. Bir yandan da söylenirdin gerçi. Ama mumları üfleyebilirdin. Yanımızda olurdun... Gitmemiş olurdun... Eğer gitmemiş olsaydın bugün 62 yaşında olacaktın. Daha çok gençsin diyecektim ben sana. Gençtin çünkü. Benim için her zaman erkendi. Gitmeseydin eğer bugün ağlamak zorunda kalmazdım... Kahkahalarla gülerdim, boynuna sarılırdım... Eğer gitmeseydin... İyi ki doğdun baba... Sensiz içtiğim kahvenin, okuduğum kitapların bile tadı yok, onlar bile eksik.
     İyi ki doğdun baba... Beni ben yaptığın için teşekkürler... Seni seviyorum...

Muhteşem Yaratıklar / Muhteşem Karanlık / Muhteşem Kaos - Kami Garcia / Margaret Stohl (EPSİLON YAYINEVİ )

Bu yazıyı yazmamın sebebi kitabın konusunu anlatmak,yorum girmek bla bla değil aslında. Amacım biraz stres atmak,beyin hücrelerime yayı...